AdSense, internet yayımcılarının ve blogcuların esas amacı haline geldi. Forumlarda, bloglarda AdSense'den başka birşey konuşulmuyor. AdSense patlaması yaşanıyor nette. İşin garibi, AdSense kurallarını bile okumadan bu işe kalkışanlar var. Ol sebepten konuya son kez değiniyorum. Bu benim son AdSense yazım olacaktır. Adsense kazancınız şunlara göre değişir: Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.
Buhari'de geçen bir kudsi hadis şöyledir: "Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Fakat oruç bana mahsustur, onun mükâfatını ben veririm. Çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme içmesini bırakmıştır" Kaynak Diğer ibadetlerden farklı olarak riya ile oruç tutmak mümkün değildir. Yani oruca riya karışamaz. Hac, namaz, zekat... bu ibadetleri riya için yapabilir kul. Ama oruç öyle değildir. Gelelim orucu bozmayan şeylere:
Öğretmeni, okutmanı, öğretim görevlisi, öğrencisiyle nerdeyse Türkiye'nin yarısı uzun bir yaz tatilinden sonra yeni bir eğitim öğretim yılına başladı. Tabi öğretmenlerin, bu aralar internette aradığı şey herkesin malumu olduğu üzere bir takım dökumanlar. Yıllık planlar, günlük planlar, sosyal etkinlik planları, çalışma takvimi gibi kırtasiyelerle epey bir boğuşuyor muallimler. Bu yıl şunu farkettim. Artık öğretmenler daha paylaşımcı ve planları daha profesyonelce yapıyorlar. Mesela ingilizce planları MEB'in dağıttığı kitaplara göre farklı farklı yapılıyor ve bu öğretmenlerin işini oldukça kolaylaştırıyor.
Planını yapan öğretmen veriyor net'e. İhtiyacı olanlar da faydalanmış oluyor. Şimdi bazıları buna hazırcılık diyecek ama öyle değil aslında. Plan yapıp internete verenler ikiye ayrılıyor. Birinci grup bu işi zevkle yapıyor. Yani emeğini paylaşmakta beis görmüyor. Diğer grup ise satıyor bu planları. Bu planlardan yararlananlar ise, birçoğu gereksiz, yani öğretmene ek külfet getiren, dökumanlarla vakit kaybetmekten kurtuluyor.
İletişim çağı dediğin böyle olur. Şarkılara da konu oluyor emesen. Yaşı biraz geçkince olan hanım kızımız -muhtemelen evde kalmıştır- derin göğüs dokelteli elbisesi, çirkin bacakları ile kamera karşısına geçmiş. Güya MSN için şarkı yapmışmış, ona klip çekiyor. Şarkı da şarkı olsa hani, Serdar Ortaç'ın tornasından çıkan dıt dıt dıtlı şarkılara benziyor. Ben sonunda kadar seyremedim videoyu ve şarkı denen teraneyi dinleyemedim. Sabrınız varsa işte o video:
Şu sıralar zayıflamaya kafayı takmış bulunmaktayım. Yavaş yavaş hazırlıklarımı yapıyorum. Müzik tamam, bir de kondisyon bisikleti alırsam başlarım çalışmalara. Buyrun airobik müziği dinleyin. Alphaville - Big In Japan (Bağlama versiyonu)
Sağlıklı olmak (ilerlemiş miyop olanlara, vücudunda sakatlık bulunanlara, yüksek tansiyonu olanlara vb. belirli durumlarda izin verilmiyor. Kulak-burun-boğaz hastalıkları uçuşa engel olabiliyor. ).
Kurslarda gerekli uçuş ve teorik eğitimini başarıyla tamamlamak
En az lise mezunu olmak
Ülkemizdeki bazı uçuş okulları: Met-Air pilot okulu -İstanbul Sindel Havacılık -Ankara FlyTHY Anadolu Yıldızları Uçuş Okulu -AYJET- İstanbul Sancak Uçuş Eğitim Merkezi
Ticari pilot kurslarına katılmanın 55 bin dolar bedeli olduğunu hatırlatalım. Aşağıda ilk uçuş videosunu seyredebilirsiniz.
Siz Cacharel yazıldığına bakmayın, kaşarel okunur. Sadece, gösterişe düşkün erkeklerin giydiği bir Fransız giyim markası sanırdım. Meğer parfümü de varmış.
Terzi epey yaşlandı, ölmeden şu köşedeki kumaşçıya gidip Altınyıldız kumaş kestireyim. Bi elbise daha diktireyim. Traş köpüğünün kokusu da yetiyor bana. Ne me lazım kaşarel falan, şöyle ağzımızı yayarak keyşaröell diyemeyiz, rezil oluruz sosyeteye.
17 Ağustos ve 12 Kasım büyük depremlerinden sonra büyük bir sıçrama yapan prefabrik ev sektörü yine eski günlerine dönüyor galiba. Tedbir almak için deprem olmasını beklemeye gerek olmamalı, ama biz Türk'üz işte. Bize has özelliklerimiz var.
Özellikle küçük de olsa bir arsası olanlar için prefabrik evlerin avantajları çok fazla. En önemlisi, bence tabi, deprem esnasında en sağlam betonarme binalardan bile daha güvenli. Üstelik çok daha ucuza mal edilebiyor. Diyelim ki komşularınızla kavga ettiniz, geçinemiyorsunuz, ya da şehrin gürültüsünden uzaklaşmak istiyorsunuz, ya da memursunuz tayininiz çıktı. Prefabrik eviniz varsa sorun değil. Yaklaşık 5 bin YTL'ye evinizi taşıtabiliyorsunuz.
Uğur Dündar'ın hazılayıp sunduğu bir program var dı. Evi olmayan fakir insanlara prefabrik ev yapıyorlardı. Birkaç bölümünü izledim ve yapılan evlere hayran kaldım gerçekten.
İmkanı olanlara prefabrik konutları tavsiye ederim. On katlı bir apartmanda bir daire almak için binlerce YTL ev kredisi çekip iki katını geri ödemeye değemez diye düşünüyorum.
Edebe aykırı, ahlaka mugayir olmamak kaydıyla hemen her konuda yazabilir, her sitenin veya ürünün reklâmını yapabilirsiniz. Yazarların yazılarının yer aldığı sayfalarda kendi reklamlarını yayımlamayı düşünüyoruz. Bunun için araştırmalarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. İlgilenenler bu yazıya yorum yazarak başvuruda bulunabilirler. Başvurular gizli tutulacaktır.
et Günlüğü'nü Haziran 2007'de faaliyete geçirmiştim. Bir süre netgunlugu.blogspot.net adresinde neşriyatı sürdürdük, sonrasında paraya kıyıp netgunlugu.net adresini aldık. Bu değişimden dolayı kısa bir süre ziyaretçi sayımızda azalma yaşandı. Günlük 1000 ziyaretçiyi geçtiğimiz henüz vaki değil. Günlük ziyaretçi sayısı son bir ayda ortalama 600 civarı. Gündemi takip etmesek ziyaretçi sayısı artmayacak. Örneğin seçim tahmini, ilk Türk spor araba, orucu bozan şeyler, rock'n coke reklam müziği gibi konular gününde 100'ün üzerinde ziyaretçi getirmişti. Bu demek değildir ki gündemi takip eden siteye ziyaretçi gelir. Net Günlüğü'ne hemen hemen yazdığımız her yazı müşteri buldu. Yazılarımız Google'nin birinci, ikinci sayfalarında gösterildi. Müşteriyi yani ziyaretçiyi gönderen işverenimiz Google idi. Net Günlüğü'nün Page Rank değeri şu an 0. Ve webmasterlar dört gözle PR güncellemesi bekliyorlar. Bence boşuna bekliyorlar. Google, henüz PR değeri vermediği siteleri de seviyor. Ama koşulsuz sevmiyor Google, sitenizi güncellemenizi istiyor. Backlink almak, toplistlerde görünmek Google'nin gözünde sitenin güncellenmesi kadar önemli değil bence. O yüzden siteye hergün bir yazı resim... ekliyorum. 1 Eylül - 20 Eylül 2007 tarihleri arasında siteye 11 bin kişi gelmiş. %90'ı arama motorlarından yani Gooogle'den. % 3 doğrudan trafik, %7 diğer siteler. Bu %7'nin içinde sosyal imleme siteleri çok az.
İnternet demek Google demek oluyor maalesef, Google iyi anlaşma yollarını bilmelisiniz.
Buradan şu sonucu çıkarıyorum. Sosyal imleme siteleri başlangıçta backlink almak için kullanılabilir, sonrasında vakit kaybından başka birşey değildir. Bir danışıklı döğüş var sosyal imleme sitelerinde. Millet birbirini oyyluyor, birbirini favorilerine ekliyor. Pozitif Pc editörü Blograzziyi çok güzel anlatmış. O sitelerde Günün Blogu olmak, üst sıralara tırmanmak siteye fazla birşey getirmez kanaatindeyim. Bunca zaman içinde Blograzzi'den bu sayfalara gelen bir Allahın kulu yok desem, ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim sanırım. Bundan sonra yazılarımı sosyal imleme sitelerine eklemeyi düşünmüyorum. O yüzden Eklebunu butonunu, Blograzzi favori şeyini siteden kaldırıyorum.
Sitenin trafiğini arttırmak isteyenlere naçizane birkaç önerim olacak:
İnternet demek Google demek oluyor maalesef, Google iyi anlaşma yollarını bilmelisiniz.
Sitenizi hergün güncelleyin. bunun için Damacana ve Wolkanca'da olduğu gibi bir ekip oluşturabilirsiniz.
Yazılarınızın başlıklarını çok iyi seçmelisiniz. Hangi kelimelerin nasıl arandığını düşünerek başlık yazın. Hem de metne uyan hem içinize sinen hem de Google'nin seveceği bir başlık bulmak zor olsa da bu yapılması gerekiyor.
Sitenizin trafiğini bir sayaç ile takip edin. Google'de 2., 3. sayfalarda yer aldığınız bir kelime için dişe dokunur sayıda ziyaretçi geliyorsa o kelimeyle ilgili yani kelimenin başlıkta geçtiği yazılar yazın.
Erkin Koray, bir televizyon programında bu güzel şiirin bestesini beğenmediğini, kendisi bir beste yaptığını söylemişti. Eğer talep olursa o besteyi ortaya çıkaracağını söylemişti. Erkin Baba, hadi artık, besteyi dinlemek istiyoruz.
Ucuzu, iyisi, kullanışlısı derken resimlerini gördüğünüz iki ürünü beğendik ve almaya karar verdik. İnternetten alışveriş fobim yoktur, defalarca alışveriş yaptım internetten, mağaza mağaza dolaşmaktansa alışveriş sitelerini gezmeyi tercih ediyorum. İlk defa mobilya almaya karar verdim internetten. Koçtaş markası ve Kangurum güvencesi olunca mobilya almakta bir beis görmedim. Ürünü seçtik, siparişi tamamladık. Buraya kadar herşey güzel. Sıra ödemeye geldi. Sayfadan teslimat tarihini seçemiyorum. Açılır menü çalışmıyor. Gel de sinirlenme. Kangurum'un online müşteri hizmetleri yok. Olsa oraya danışacağım. Sayfadaki iletişim formunu kullanarak durumu kendilerine bildirdim. Aklıma siteye bir de İnternet Explorer ile bakmak geldi. Evet, sorun halloldu. Türkiye'nin büyük alışveriş sitesi Kangurum.com Firefox ile anlaşamıyor.
Alışveriş sitelerimizin kullandığı dil bana çok yabancı geliyor: "Fiyat göre artan" ne anlama geliyor? Ucuzdan pahalıya demek daha açık ve anlaşılır değil mi?
Damacana.org'ye cevaben: Eğer yapabiliyorsan İngilizce bir blog derim. Biraz sabredersen ve blogu hergün güncellersen Gogıl ziyaretçi gönderiyor. Öyle İngilizce makale yazacağım falan diye uğraşmana da gerek yok. Mesela, Türk tatlıları resim sergisi olabilir, kadın fotoğrafları(flikir sağolsun) olabilir. Ne bileyim köpek ırkları, vahşi hayvan resimleri...
Eğer Türkçe bir site diyorsan hedef kitlen kadınlar olsun derim. Çünkü onlar reklamlara daha çok tıklıyorlar. (Tecrübe ile sabittir) Bir de etkileşim sağlarsan, bir de firmalardan ufak tefek numune, hediye sağlayabilirsen kadınların uğrak yeri olan bir siteye sahip olursun. Etkileşimden kastım yorum, fikir alışverişidir. Bakın tartışma demiyorum, çün kadınlarla tartışmaya girilmez:) Sektör olarak, bebek bakım, güzellik, makyaj, giyim, moda... olabilir. Başarılar...
Kapıda 93 model bir Doğan'ım var. Şöyle sıfır bir arabaya binsem diyordum. Çin arabalarını beklemeyelim dedik. Lakin boşuna bekliyormuşum. Çin arabaları Türkiye'ye geleceğine ben de inanmayanlardanım. Birileri otomotiv sektörü ile kedi fare oyunu oynuyor.
Google hizmetleri Türkçeleşmeye devam ediyor. En son Blogger ve Analytics Türkçe olmuştu. Bugün ise Webmaster Tools, Web Yöneticisi Merkezi adını alarak Türkçeleşmiş oldu. Google'den bu hizmetleri birbirleri ile kaynaştırmasını (entegre etmek mi deniyordu) bekliyoruz. Örneğin Blogger kullanıcısı otomatik olarak, herhangi bir kod eklemeden Web Yöneticisi Merkezi'nden blogunu görebilmeli. Henüz Türkçeleşmemiş olan FeedBurner ile Blogger'ı kullandığınızda Web Yöneticisi Merkezi'nde hata iletisi alıyoruz. Bunlar Google'nin gözünden kaçmıyordur umarım. Hey Google, duy beni! Sana daha çooook önerilerim var. :)
Otomobil piyasasının en durgun olduğu döneme girdik. İkinci el ve sıfır otomobillerde kış aylarında tabir caizse yaprak kımıldamaz. İşte böyle bir dönemde araba sahibi olmak isteyenler sıfır kilometre araba alacaklarsa kampanyaları iyi takip etmeliler. Özellikle yeni çıkan markaların piyasada tutunabilmesi için firmalar cazip imkanlar sunuyorlar. Albea sole, Tofaş Lancia gibi.
Otomobil müşterisi genellikle araba almaya karar verirken en çok zorlandığı noktalar şunlardır: Kullanıcı otomatik vitesli mi olsun, düz vites mi ikileminde kalıyor. Otomatik vitesli arabalar kullanım rahatlığı açısından bayanlar tarafından ilgi görüyor ancak dezavantajları da az değil. Hem çabuk bozulabiliyor, hem de alırken pahalı, satarken ucuz olabiliyor. Diğer bir ikilem de dizel veya benzinli araba seçme noktasında oluyor. Dizel arabalar her ne kadar yakıt tüketimi açısından daha ekonomik görünse de, yedek parça konusunda benzinlilere göre daha masraflı. Bunu da gözönünde bulundurmakta fayda var.
Küreselleşmeyle beraber otomobil piyasası da büyük değişim geçirdi. Birkaç yıl öncesine kadar otomobil müşterisinin önünde birkaç seçenek vardı. Ya yerli araba alıyordu, ya da paraya kıyıp meşhur markalardan birini seçiyordu. Şimdi dünyanın öbür ucundaki otomobil üreticileri Türkiye piyasasına girdi. İran arabaları, Çin arabaları, Rus Arabaları, Hint arabaları... gibi önceden adını sanını duymadığımız otomobil markaları girdi ülke piyasasına. Bu arabaları bütün otombil fuarlarında görmek mümkün. Bunlar henüz test edilmiş değil ama fiyatları yerli arabalardan bile ucuz.
übarek ramazan ayının tartışmaları da bir başka oluyor. Hımmm, afyonu patlamak deyiminin hikayesi geldi aklıma. Eskiden afyonkeşler ramazan ayında, afyonu küçük, mercimek tanesi haline getirir, sonrada onu kağıda sarıp mideye gönderirlermiş. Midede kağıt erir, afyon vücuda dağılır ve böylece tiryakimiz rahat edermiş. Bir afyonun yetmediği uzun ramazan günlerinde iki üç tane afyon gönderilirmiş mideye. Tabii onların kağıtları birkaç kat olurmuş. Sabah saatlerinde birincisi erir, öğlene doğru ikincisi... Kağıtların erimediği zamanlar olurmuş bazen, tiryaki kıvrım kıvrım kıvranırmış o zaman.
İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek adlı kitabından okumuştum bu hikâyeyi. Başka deyimlerin hikâyesi için adı geçen kitaba bakabilirsiniz.
Hayranları çok fazla Gökçe Kırgız'ın. Monitör karşısına geçen Türk genci sevgilisi, kardeşi, babaannesi için bir video klip hazırlayıveriyor, sonra da yayımlıyor Youtube'de. Sanırım video klip hazırlamak o kadar zor değil, çün hazırlananlar hep birbirine benziyor. Resimler, sağdan soldan ekrana gelip duruyor işte. Adına klip deniyor, Gökçe Kırgız şarkıları eşlik ediyor. İşte karşınızda yeni söylediği şarkı Gitme (Bekledim):
elevizyonların dizi film bereketi internete sıçradı. Daha dizi filmler yayımlanmaya başlamadan onlar hakkında peşpeşe siteler açılıyor. Sosyal imleme sitelerinde, forumlarda karşımıza çıkıyor siteler. Hepsi birbirine benziyor. Üstte dizinin adı, televizyon adı, oyuncular... Bol bol anahtar kelime. Dizinin bölümlerini içeren Youtube videoları, özetler, oyuncuların resimleri... En altta toplist bannerları ve diğer dizi sitelerine linkler. Tüm bunlar tek bir şey için: Google Adsense reklamları. Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.
Aileniz için bir site yapmayı düşündünüz mü? Dede, nine, anne, baba, çoluk çocuk, akrabalar, eş dost... hepsinin yer aldığı bir site. Fotoğraflar, hatıralar, düğün, sünnet videoları... Güzel olurdu. Peki böyle bir siteye kimler uğrardı? İlk evvela o sitede ismi geçenler değil mi? Sonra onların tanıdıkları, onları tanımak isteyenler... Yolu düşenler... Peki böyle bir siteyi duyurmak için internette reklâm verir miydiniz?
Uzaktaki, yakındaki, eski yeni dostlarınızla haberleşmek için AdWords'u kullanabilirsiniz.
Google'nin AdWords reklam ağında belli kelimeleri hedefler miydiniz? Cevapları duyuyorum. Ama yapanlar var. Resimde de görüleceği üzre Erdoğan'dan ve zevcesinden bahsediyorum. Erdoganhaticeyildiz.com'a ziyaretçi çekmeye çalışıyorlar. Peki ama niye? Siteyi kurma sebeplerini şöyle açıklamışlar. "bizde bu siteyi uzakta,yakında kısaca arkadaşlarımıza daha yakın olabilmek için kurduk umarım sıkılmamışsınızdır." (İmla hataları bana ait değildir.) Uzaktaki, yakındaki, eski yeni dostlarınızla haberleşmek için AdWords'u kullanabilirsiniz. Bu orijinal fikrinden dolayı Google bunlara iş bile teklif edebilir.
Gördüğüm kadarıyla "Erdoğan" ve "Hatice" kelimelerini hedeflemişler.
Muhtemelen bu yazıyı okuyanlar, evli ve çocuk düşünmeyen çiftimiz eğer vazgeçmezse , o reklamı görecekler yazının başında. Sitelerine özellikle link vermedim. Reklâm amacına ulaşsın. Bu yazının yazıldığı saatlerde sitelerine -şayet sayaç doğru ise- henüz 38 kişi uğramış. Umarım bu masumca bir girişimdir.
Koyu siyah saçlı kadına mikrofon uzatılıyor, flaşlar patlıyor. Bu şampuanı kullanırsanız kendinizi böyle hissedersiniz diyorlar. Peh, peh, peh... Bir şampuan nelere kadirmiş. İşte o reklamdaki şarkı: NATASHA BEDINGFIELD - UNWRITTEN
Henüz test edilmemiş Çin arabaları epey rağbet görüyor gördüğüm kadarıyla. Vatandaş ilgiyle bekliyor piyasadaki yerini almasını. Düşünsenize 7-8 bin YTL'ye sıfır araba sahibi olacaksınız. Gerçekten çok cazip görünüyor ilk bakışta. Lakin son günlerde ülkemizde ve tabiki Avrupa'da çin mallarına karşı özellikle de çin oyuncaklarına karşı toplama kampanyası başladı. Çin üretimi oyuncaklar, bebekler, boya kalemleri vs piyasadan toplanıyor yavaş yavaş. Ucuz etin yahnisi de böyle oluyor maalesef.
Bildiğiniz gibi Çin arabalarından önce Çin motorlarıyla tanıştık. Herkes "Altına hücüm" filminde olduğu gibi Çin motorlarına hücum etti. 1,2 ytl'ye çin motorunu kim almak istemezdi ki. Hem ucuz hem de çok şık duran bu motorlarla doldu piyasa. Gemiler dolusu motorlar geldi, ihtiyacı karşımakta zorlandılar. Kimi motosikletle alakası olmayan firmalar (beyaz eşya üreticileri) Türkiye distribütörlüğünü aldılar. Devasa çin motoru monte etme fabrikası kurdular. Artık gemilerde sadece parçalar gelmeye başladı ve bunları Türkiye'de monte edip sürdüler piyasaya. Çok büyük miktarlarda paralar kazandılar. Doydular paraya desek abartmış olmayız.
Peki şu anki durum ne? Bu kadar hızlı şişen bir balon mutlaka eninde sonunda patlar. Tam patlama gerçekleşti mi bilmiyorum ama bazı duyumlar alıyoruz. Çin motorları dökülmeye başlamış. Sanayide toplamakta zorlanıyorlarmış. İşin ilginç yanı bu motorların tamiri de zormuş. Yani her kullanıcı tamir edemiyormuş bu motorları. Diyelim ki motorunuzun zinciri attı. Mutlaka arta tekerleği sökmeniz gerekiyormuş. Neticede Çin motorları ucuz gerçekten. Alt sınıfa hitab ediyor. Aynı özelliklerdeki tanınmış bir markayı nerdeyse iki hatta üç katına alıyorsunuz.
Demem o ki kısa vadede karlı gibi görüne çin motorları uzun vadede sizi zarara sokabilir.
lk yerli spor otomobilimiz hakkında yeni yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Meğer isimlerindeki harfler sadece Etox'un resmi internet sitesinde duyurulduğu şekilde değilmiş. Mesela T harfi tasarımcılardan Tarkan Ustael'i temsil ediyormuş aynı zamanda. X harfi de globalleşmenin gereği imiş. Vatandaşımız İran arabası, Çin arabaları beklerken yerli vurgusu yaparak globalleşmek...Üzerinde düşünülmeli bunun. Hatta buradan yeni bir fikir akımı bile çıkarılabilir. Evrensellik, yerellik tartışmalarının yerini globallik yerlilik alacağa benziyor.
Etox bir reklamcılık faciasıdır
Otomobilden anlamam, üretim aşamalarını bilmem. Hatta 93 model Doğanımın gazı bitse ne olduğunu anlamam, hemen tamirci çağırırım. O kadar cahiliyim otomobil dünyasının. Ertex'in Etox adıyla ürettiği otomobiline lafımız yok. Ne şekline şemaline ne teknik donamına ne de fiyatına ve pazarlama yöntemine birşeyler demedik. Diyemeyiz, üzerinde kafa yorduğumuz, bilgi sahibi olduğumuz alanlar değil onlar. Biz sadece malın, onca emeğin sunumunu eleştiriyoruz. İnsan o kadar emek verir, senelerce uğraşır ortaya bir ürün çıkarır ve bunu ancak bu kadar kötü sunabilir. Hiç mi reklam filmi seyretmediniz, yazdığınız kompozisyonlara hiç mi eleştiri getirmedi lisedeki edebiyat öğretmeniniz? Hadi bunları geçtik, çevrenizde hiç mi reklamcı, grafiker yoktu? Söyler misiniz şu logo neye benziyor? Bakar bakmaz Uzakdoğu çağrışımı yapmıyor mu sizde? Japon, Çin alfabesinden alınmış bir harf gibi durmuyor mu ortadaki o simge? Hangi esnaf, hangi mahalle bakkalı müşterisine şu cümlelerle seslenir? Bakar mısınız ifadeye: "Başvurular arasından seçim yapılacak ve sipariş alınacaktır." Acaba bu bir tehdit mi? "Paran yoksa, bıyıkların gür değilse sakın ha başvurma!" mı demek istiyorlar? "Kardeşim alıcıysan gel kapımıza mı?" diyorlar. Hadi öyle yapılsa bile bu oraya yazılır mı? Kısacası Etox bir reklamcılık faciasıdır. Jet Fadıl bile İmza'yı daha güzel duyurmuştu. Hayırlı uğurlu olsun memlekete!
arımsal sulama ile alakası olmadığını belirtmek için başlıkta "oyuncak" diye belirttim. Saat gecenin 12'sine yaklaşmak üzere... Apartmanın cümle kapısından zilimiz çalındı. Kim olabilir bu saatte diyerek balkona çıktık, don göynek. Sıcaklardan adam akıllı birşeyler giymek mümkün değil zaten. Aşağıdan "Kusura bakmayın, rahatsız ettik" sesleri geliyor. -Esteğfirullah, buyrun. Yan komşular, kapıda kalmışlar, bizden kapıyı açmamamızı istemiyorlar. İshak, diye bağıracakmışım. - -Balkonda uyuyor bizim çocuk, duymadı. İshak'ı uyandıracağız. Bağırıyorum, duymuyor İshak. Gözlerim karanlığa alışıyor, İshak'ı görüyorum. Çocuğun maşallahı var. Atletle kıvrılmış oraya, maşallah bıyıklar falan Osmanlı leventlerininki gibi. Koskaca adama şefkatle bağırdık. Tınmıyor İshak. Uyumaya devam ediyor. Hanıma sesleniyorum: -Tabancayı ver! Aşağıdan aman sesleri geliyor. Bağırışlar, İshak, oğlum... Sıkıyorum İshak'ın üstüne birkaç el. İshak "ha" diyerek uyanıyor. Baba bağırıyor: Oğlum, biz geldik kapıyı aç... Sağolun, teşekkür ederiz sesleri ile giriyorlar içeri yürekleri ağızlarında...
Masaj salonları amaçlarının dışında kullanılıyormuş. Bir masaj kursuna gitmek derde deva olmaz çünkü kendi kendimize masaj yapacak halimiz yok değil mi? Efendim evliler bu açıdan sanşlı. Masajın amacından sapmasının bir sakıncası olmayacaktır evliler için. :) Buyrun ellerinizi, parmaklarınızı nasıl kullanmanız gerektiğini öğrenin.
Çok değil 10 yıl önce yeşil sermaye diyerek her türlü baskıya maruz kalan holdinglerden biri de Kombassandı. Kombassan Holding bu baskılardan pek yara almışa benzemiyor. Alternatif tatil sektörüne yaptığı yatırımlar büyük bir hızla devam ediyor. Devasa yatırımlar yapıyorlar bu alanda. Bu yaz hizmete girenBera otel Alanya'dan sonra duyumlarıma göre 5 yeni otel daha yapacakmış. Ne diyelim. Hayırlı olsun. Biz de maddi durumumuz el verirde gidersek görüşlerimizi bildiririz.
Dobermanlar laboratuvar ortamında üretilmiş köpekler. İsmini üreticisinden alıyor. Pinşer, terye ve büyük olasılıkla başka köpeklerle çaprazlayarak üretildiği tahmin ediliyor. Bekçi ve koruma köpeğidir. Çok çevik ve hızlıdır.
Aşağıdaki görüntüler çekildiğinde 2 yaşındaydı Özde. Klasik müzik dinlettik o yaşa gelesiye kadar. Fakat o davullu zurnalı oyun havalarından ve rock müzikten hoşlanıyor. Videonun sonundaki kafa sallamayı (head bang diyor ecnebiler) kaçırmayın:) Yakında TOP 10 listesini burada yayımlayacağım. İyi dersler efendim.
Bir yazımızda Oky nikneymli Okan Vardarova'nın iphone blogunu sattığını duyurmuştuk. O yazıya gelen bir yorumda satışın iptal edildiği söyleniyordu. Oky, blogunu açık arttırmayla satışa çıkardığı forumda satışın, Blogger sözleşmesine aykırı olduğu için iptal edildiğini yazmış. Öyle yazmakzorunda kalmış diyelim.
Zoque Forum'daki yazılardan blog, site satışına dair faydalı bilgilere bulabilirsiniz. Özetleyecek olursak, Paybal aracılığı ile kesinlikle alışveriş yapmayın. Paybal dolandırıcılar için büyük fırsatlar sunuyormuş. Satışı aracı siteler ile yapabilirsiniz.
Blogger blogunuzu satmayı düşünüyorsanız bunu sessiz sedasız yapmaya çalışın.
u vesile okumadan geçtiğimiz Blogger sözleşmesini okudum. Sözleşmenin 7. maddesi aynen şöyle: Hizmetin Yeniden Satılamaz Oluşu. Google tarafından yazılı olarak açıkça yetki verilmedikçe, (a) hizmetin herhangi bir bölümünü, (b) hizmetin kullanımını veya (c) hizmete olan erişimi herhangi bir ticari amaç için yeniden üretmemeyi, çoğaltmamayı, kopyalamamayı, satmamayı, takas etmemeyi, yeniden satmamayı veya kötüye kullanmamayı kabul ediyorsunuz.
Diğer madderler de hep blogcuların aleyhine. Mesela size hiçbir açıklama yapmadan blogunuzu silebilirler, hizmeti durdurabilirler. Wordpress'in başına gelen Blogger'ın da başına gelebilir. Birisi çıkar Blogger'ı kapattırabilir. En iyisi eşeği sağlam kazığa bağlamak yani blogun yedeğini düzenli olarak almak. İçeriğin yedeklenmesi siteyi yaşatmaya yetmiyor maalesef. Bunun da çözümü şu: Blogu kendi alan adınız ile yayımlamak. Şayet Türkiye'den tüm blogspot.com uzantılı adreslere erişim yasağı konulsa bile Net Günlüğü'ne ulaşabileceksiniz. Mazallah, Blogger bu blogu da silerse yedeği kendi alan adımız ile yayımlarız. Bunların hiçbirisinin olmasını istemeyiz ama tedbiri de elden bırakmamak lazım.
Mersinli bir lise öğrencisi kanalizasyon suyundan bio-dizel üretmiş.
Kanalizasyon suyundan içme suyu üretildiğini duymuştum. Hatta Almanya'nın Solingen kentinin içme suyu bu şehrin kanalizasyon suyu arıtılarak elde ediliyormuş.
Asıl konu bu değil tabi. Benim anlayamadığım bir husus var. Alternatif enerji kaynakları aslında hiç de azımsanamayacak ölçüde. Hergün yeni bir icatla karşılaşıyoruz haber bültenlerinde. Sadece elektrik enerjisiyle çalışan araba (üstelik spor araba, ferrariye rakip olacakmış), suyla çalışan araba, biogazla çalışan araba. Petrol kavgasının bu kadar can aldığı, cihaşümul hararetin (küresel ısınma diyenler de var) iklimleri alt üst ettiği dünyamızı az çok yaşanılır kılmak adına bunun gibi ab-u hayat icatlar neden insanların kullanımına sunulmaz. Yani elektrikli bisikleti halkın kullanımına sununlar elektrikli arabayı neden hala sürmezler piyasaya? Hava kirliliği, su kirliliği, küresel kirlilik, küresel ısınma, doğadaki dengesizlikler, iklimlerin kayması gibi problemlerin temel sebebi olan zararlı gaz salınımının en büyük kaynağı egzoz dumanından kurtulmanın en pratik yolu bu değil mi?
Her ikisi de internet efsanesi. Bildiğim kadarıyla barlarda şarkı söylüyorlar. Şarkıların sözleri tek başlarına okunduğunda hiçbir şey ifade etmiyor. Sağdan soldan cümleleri rastgele yazmış gibi... Gökçe yanık sesiyye "söyleeee" diye uzatıyor, Emre bir iki tıngırdatıyor, oldu mu size bir Gökçe kırgız şarkısı. Şarkıların adlarında da bir istikrar yok. Gitme, Bekledim, Kıyabilir miyim... İşte o şarkının sözleri ve videosu: İçimdeki Duygu Beni Öldürecek. Bekledim,Bekliyorum Ne Zaman Dönecek. Şimdi Sen Gidiyorsun Ya Beni Kim Sevecek? Hadi Sen Kıydın da Ben KIYABİLİRMİYİM? Terkedip Gidiyorsun Ya Beni kim Sevecek? Hadi Sen Kıydın da Ben KIYABİLİRMİYİM? Söyle, Söyle Sevmiyorum de.. Yak Canımı Alıştım Zaten sensizliğe. Gitme, Gitme Ne olur Gitme! Hadi Sen Kıydında Ben KIYABİLİRMİYİM? Yaşanan Güzel günler, Mazi mi oldu? Sevdiğim Adam Bana Yabancı Oldu.. Ağladım Her Gece Yaşlar İçime Doldu. Hadi Sen Kıydında Ben Kıyabilirmiyim? Alışırken Yokluğunda Kalbim Buz gibi Dondu. Hadi Sen Kıydında Ben KIYABİLİRMİYİM? Söyle, Söyle Sevmiyorum de.. Yak Canımı Alıştım Zaten sensizliğe. Gitme, Gitme Ne olur Gitme! Hadi Sen Kıydında Ben KIYABİLİRMİYİM?