Bu oda oyunu çok zor. Çözebilen varsa bize de anlatsın. Oda oyunları en büyük zevkim. Ama fazla zamanım olmadığı için değişik kombinasyonları deneyemiyorum. Gelin birlikte çözelim.
Google AdSense, sitenizin içeriğine uygun reklam yayımlamayı taahhüt ediyor. Size kalan ise reklâmı ziyaretçiye gösterebilmek, okutturmak. Şayet reklâm ziyaretçinin ilgisini çekerse tıklayacaktır ve siz de para kazanacaksınız. Gazetelerde haberler ve diğer yazılar yayımlanırken başlıktan başka kutu içerisinde yazının özeti sayılabilecek dikkat çekici cümleler kullanılır. Okuyucu yazıyı okumaya başlamadan önce o kısmı görür, ilgisini çekerse yazıyı okumaya devam eder. AdSense reklâmlarını bu şekilde yayımlarsanız dikkat çekecektir. Bu yöntem resim, video ağırlıklı siteler için pek uygun değildir. Daha çok uzun yazıların yayımlandığı içerik tabanlı siteler için uygundur. Örnek olması için hazırladığım lazer epilasyon İzmir sayfalarına bakabilirsiniz. Ana sayfada reklâm solda iken alt sayfada (İzmir'de lazer epilasyon ya da İzmirli kızların güzellik sırları) reklâm sağdadır. Gelelim bunun nasıl yapıldığına. Öğrenmek veya yazıyı okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapmayanlar yazıyı okumasınlar. Bağış yapmadan yazıyı okuyanlara hakkımı helal etmiyorum.
Güncelleme:Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazı burada okumak isteyenler tıklasın.
Blograzzi'de Damacana'nın patronu Erdal'a "Hımm, Google'nin PR güncellemesini bekliyorum :)" demişiz. PR'ler güncellendi ve bahanemiz kalmadı. Bu sayfalarda yazılanlara ekleyecek fazla birşeyim yok. İsmim Osman ÇÖPATLAMAZ. Memur olduğumu söylemiştim, teferruat isteyenlere bir devlet okulunda edebiyat öğretmeni olduğumu söylesem yeter mi? Edebiyat öğretmeni olduğumuzu öğrenince hemen yazılarımızdaki dil yanlışlarını aramaya kalkışacak aklı evveleri Şair Eşref'in bir şiiri ile ikaz edeyim:
Kahr için hasmını bir rad'ı kazadır kalemim, Mahveder zalimi püsküllü beladır kalemim, Karşısında nice erbab-ı denaet titrer, Hakim-i mahkeme-i hükm-ü cezadır kalemim.
Çok alçaklara âlemde çalarsam galebe Elde bayrak gibi ihsan-ı Hüdadır kalemim. Sihribazan-ı cihana kesilir bir ejder, Sanki Eşref, şed-i Musa'da asadır kalemim.
Benden başka siteye ara sıra yazı ekleyen iki kişi daha var: Hancı ve Cibran müstearıyla yazıyorlar. Bir de A4 Tech web kamerası ile yeni çekilmiş fotoğrafımızı ekleyelim.
Maşallah vatandaşımız tatil için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Cumhuriyet bayramı haftasonunun ertesine gelince hemen tatil geliyor akla. Devir ekonomi devri, tatilin ucuzunu arıyoruz. İşte efendim benim önereceğim ucuz tatil yolları:
Uzak mesafelere gidecekseniz özel otomobiliniz yerine otobüs ile gitmeyi tercih edin.
Eğer otobüs ile gitmeye karar verdi iseniz, yola gece çıkın. Böylece otobüste uyur, ucuz otel aramaktan kurtulursunuz.
Aceleniz yoksa trene binin. Hem konforludur hem ucuzdur.
Gittiğiniz yerlerde turist gibi davranmayın, kazıklanırsınız. Pazarlık yapın, fiyatları sorun soruşturun.
Tatilden maksat yeni yerler gezip görmek ise boğazınızdan kısın birazcık. Hergün balık, ızgara yemek yerine mevsimine göre domates, peynir, üzüm ekmek yiyin.
Kurumların misafirhanelerinden faydalanmaya çalışın. Örneğin Öğretmenevleri, Amele Birliği Misafirhanesi, TEDAŞ Misafirhanesi, Emekli Sandığı Misafirhaneleri...
Gittiğiniz yerlerde turist gibi davranmayın, kazıklanırsınız. Pazarlık yapın, fiyatları sorun soruşturun.
Avrupalı gibi yapın. En az altı ay önceden gideceğiniz yeri ayarlayın, erken rezervasyon yaptırın. Erken rezervasyonlarda ücretin tamamını ödemeyin. Az bir kısmını ödeyin. Tatili iptal etme ya da erteleme imkanının olup olmadığını baştan konuşun.
İhtiyacınıza göre tatil yerleri seçin. Eğer yemekle aranız iyi değilse herşey dahil yerine yarım pansiyon seçin.
Eğlence, gece hayatı, disco bar bana göre değil derseniz yıldızlı otel aramanıza gerek yok, temiz, ucuz aile pansiyonları bulabilirsiniz.
Tatilcinin kulağına küpe
Tatil ve ziyaret (sılai rahim) farklı şeylerdir. Eş dost, akraba yanına giderek tatili ucuza getirmeyi düşünmeyin.
Taksitle tatil, kredi kartıyla tatil pek ucuza gelmez. Sonra ödemesi zor olur.
Hesap ettiğinizden daha fazla bir bütçe ile çıkın tatile. Yaban ellerde parasız kalmak gibisi yoktur.
Bu arabacı milletine internet sitesi yapmayı öğretemeyeceğiz. Bugün sokakta gördüm bir tane, akşamda TV'de reklamına rastlayınca merak ettim. Yeni Nissan Note (sanırım not diye okunuyor) için bir site yapmışlar dillere destan. Diğer araba sitelerimiz de bundan farklı değil hani. Sayfalar popup açılır, flaşın yüklenmesini beklersiniz, falan feşmekan işte. Bir kere araba sitelerine kimler, niye girer, hiç mi düşünmezsiniz bunu? En başta müşterinin uğradığını varsayalım siteye. Bir müşteri malın özellikleri kadar fiyatını da merak eder. Maşallah, Nissan notçularımız fiyatı nerdeyse saklamışlar. Başka kimler uğrar araba sitelerine? Meraklılar... Hayalindeki arabayı görmek isteyenler, bilgisayarına duvar kağıdı olarak koymak isteyenler. Marka değeri denen birşey var değil mi? Siteden bir tane bile resim indiremiyorsunuz. Aman iyi saklayın!
İnternetin vazgeçilmezlerindendir e-mail. E-mailiniz yoksa interneti tam manası ile kullanamıyorsunuz demektir. İnternet üzerinde ücretsiz e-mail hesapları dağıtan firma var. Fakat bunların içinde en kullanılışlısı şimdilik Gmail'dir.
POP3 (Outlook vb. programlar ile e-mail hesabınıza erişebilirsiniz.) desteği vermektedir. Web arayüzü o kadar güzel ki POP3 ile kulllanmaya gerek duymayacaksınız.
4 gb'dan fazla alan vermektedir ve bu alan her geçen saniye artmaktadır.
Yönlendirme. Gmail adresinizi dilediğiniz bir e-posta adresine yönlendirebilirsiniz. E-mail adresiniz varsa bile Gmail kullanmak için yeterli bir sebeptir.
Bu günlerde Tedaş tarafından pek çok aboneye "reaktif sayaç" takmaları hususunda yazılar yolluyor. Pek çok tüketici bunun ne anlama geldiğinin farkında değil. Reaktif Enerji olarak tanımlanan bir enerjinin sisteme geri yollanmasının önlenmesi için tedaş'ın yaptığı bir uygulamadır bu.
Tedaş hatlarına reaktif enerjinin geri yollanmasını istemiyor. Eskiden işletmenizin 20 KW ve üzeri bir elektirksel güce sahip olması durumunda reaktif standartlarına uymanız isteniyordu. Artık bu sınır 9 KW a çekildi. Sayacı takmakla sorun bitmiyor. Kompanzasyon yapmadığınız sürece takacağınız sayaç sadece cezanızın miktarını belirleycektir. Öncelikle Kompanzasyon Malzemeleri alıp bunları tesisinize monte etmelei ve reaktif enerjinin sisteme yollanmadan şebekenizin içinde filtrelenemesini sağlamalısınız.
Bunun ayarlarını doğru yapıtğınız takdirde Reaktif Elektrik Tüketim (daha doğrusu üretim) cezası ödememiş olursunuz.
Burada bedava ev telefonu görüşmesinin yolunu göstermiştim. Sistem suistimale çok açık. Kötü niyetli kişiler tarafından çok farklı amaçlarla kullanılabilir. Maalesef, bize komik gelen şeyler başkaları için trajediye dönüşebilir. Eğer telefonunuz böyle bir olaya maruz kalırsa savcılığa müracaat etmeniz gerekecektir. Ki bunu yapmalıyız, teknolojini kötüye kullanılmasına böyle mani olabiliriz.
Blogumuz beynelminel oluyor. Ecnebi hatun resimleri de koyuyoruz artık. Bu ecnebi hatunlar niye hep birbirine benziyor? Suratlarında güzellik var lakin surat işte onlardaki surat, yüz değil. Fotoğraflar en edepli olanlarıdır. Başka türlü resimler arıyorsanız Türk gazetelerine bakabilirsiniz. Göğüs dekoltesi, firikik, bacak şov bize uymaz vesselam.
Efsaneler böyledir işte, paylaşılamaz. İnternette en çok dinlenen şarkı ünvanın kazanan Kalbime Gömerim O Zaman'a kimler sahip çıkmıyor ki... İşte şarkıyı sahiplenenler: Mustafa Topaloğlu'nun oğlu Çağlayan Topaloğlu. -Noter tasdikli imiş- Bülent Ersoy'un programına katılan Merve Doğan adlı kişi. Şarkıyı ben de sahipleneceğim de sabredip sonuna kadar dinleyemedim, biri çıkar söyle derse İbiş durumuna düşeriz mazallah! Hadi gençler, indirin Gökçe Kırgız'ı tahtından, yeni efsaneler üretin.
Blogcu olup da Eda Suner ismini duymayan var mıdır? Sağolsun Eda Hanım bizim mekanımıza da teşrif etmiş ve yorum yazmış. İade-i ziyarette bulunmasak olmazdı. Lakin konuları bize hitap etmediğinden bir çift kelam edemedik. Kusurumuza bakmasın. Eda Hanım'ın sitesi üzerine çok yazılmış çizilmiş. Bunları sitesinde okuyabilirsiniz. Ben sadece bir MSN görüşmesinin kaydını aktaracağım. Çözmek size kalmış: x:www.edasuner.com x:gibi x:mi y:bakıyorum x:tamam y:bu kadın sosyete galiba x:bilmem x:meşhurdur ama x:gastelerde falan çıktı y:konular bizim bildiğimiz türk kadınına hitap etmiyo
Winamp'ta dinleğiniz şarkının adını MSN'de gösterebiliyorsunuz. Bu eklentiyi kullanmayan yoktur. Benim tanıtacağım eklenti ise Firefox'ta gezdiğiniz sayfayı MSN'de gösteriyor. Bu bir program değil, Firefox eklentisidir. Firefox'un eski sürümleri ile çalışır. Bu eklentiyi ancak kendine güvenenler kurabilir:)
Milletin isminin renkli yazılmasına, nikneymlerin yanındaki işaretlere özenmiştik zamanında. Biraz kurcaladık neti. Neler neler vardı. MSN Pılas, Dickovery, birden çok msn açmaya yarayan eklentiler... Sonuçta bir program indirdik forumun birinden. O da ne! MSN'ye giremiyoruz. Meğer o indirdiğimiz program bizim şifreyi göndermiş hekır bozuntusunun birine. Hemen listedeki lerden birinin şifresi ile bağlandım, kendi MSN adresimle görüştüm. Uyanık, Hotmail'deki mailleri kurcalamış hemen. Domainlere bakmış, aklı sıra para isteyecek. Dedim, "hemen domainlerin şifresini alıp kendi üzerine geçirebilir, istediğin şekilde kullabilirsin." Müdane etmez tavrımı görünce şüphelendi ve şifreyi verdi sağolsun hekır kardeş. Ondan sonra MSN için Hotmail adresini kullanmadım. Sadece MSN'de kullanmak üzere bir Gmail adresi aldım ve oraya gelen tüm postaları esas maile yönlendirdim. Artık MSN için program indirmiyorum ama ne olur ne olmaz diyerekten öyle bir tedbir aldım.
Siz bakmayın başlığın öyle yazıldığına. Doğrusu Plan Yapmayın Plan'dır. İkinci plan ulan veya uleyyynnn olarak da okunabilir. Youtube videolarındaki müzikler mp3 formatına çevrilebiliyor. Videosu bizden, mp3 yapması sizden. Şarkıyı dinlemek için başlığa tıklayın.
Bir de biz deneyelim şansımızı Damacana'ya selam vererekten
Anladığım kadarıyla Yonja benzeri bir arkadaşlık sitesi oluyor. Sadece Google'yi kara kara düşündürdüğü için ilgimi çekmişti. Benim gibi tembeller için kısaca Facebook ve zıttı Hatebook. Sienentürk haberi:
Yerli versiyonları düşünülemez mi bunların? Hımm, kontrol edelim: Feysbook.com, feyzbook.com, feysbuk, feyzbuk... çoktan alınmış domainler:)
Başlık biraz ödev kokuyor, ama ne yapalım SEO'ya uyması gerekiyordu. Renkli Blog'a yazdığım yorumdur:
Teknoloji ile neyi kastediyoruz? Yarar ve zarardan ne anlıyoruz?
Sizin yukarıda verdiğiniz örneğe bakarsak balta bir teknolojidir. Teknoloji için insan eliyle üretilen aletler toplamıdır diyebiliriz o halde. Burada bir parantez açarak “icat” ve “keşif”in farklı olduğunu söyleyelim. Mesela, ateş, elektrik, buhar bir keşiftir. Bunları enerjiye dönüştürecek aletler birer icattır. İmdi insanlığın son 150 hadi 200 diyelim yılda ürettiği teknoloji o güne kadar üretilen teknolojilerin toplamından daha çok (mudur?). Ateşin, demirin keşfi çok, çok eskilere dayanıyor. Ama o insanlar ocaktan ve baltadan başka birşey icat etmeyi akıl edememişler.
Hemen barut akla geliyor. (Türkler mi Çinliler mi icat etti diye tartışılıyor.) Barutun icadından çok asırlar sonra top ve ateşli silahlar icat ediliyor. Kimsenin aklına gelmemiş demek ki insanı arkadan vuracak bir silah veya şehrin surlarını darmadağın edecek bir top icat etmek. Son yüzyılda ise elektrik keşfedildi. Ve icatlar peşpeşe geldi. Niye peki? Aleksandır Graham Beller, Anştaynlar, Nobeller ve ismi aklıma gelmeyen birçok kişi bizden önceki tembel atalardan bir farkımız olsun deyip hababam çalışmış ve üretmişler, icat etmişler.
Gelelim yarar, zarar meselesine: Taş devrinde yaşayan Fired Çakmaktaş baltayı bilmiyordu, 1453′te İstanbul’un fethine katılan yeniçeri sevgilisi ile cepten mesajlaşmamıştı, rahmetli dedem hiç uçağa binmemişti. Bu insanlar benden daha mı az mutlu idiler?
Arabam 93 model, bilgisayarımda Celeron 300A işlemci var; 2008 model Porşeye binen, bilmem kaç çekirdekli işlemcili, LCD monitörlü bilgisayarı olan delikanlı benden daha mı mutlu ve huzurlu? Eğer öyle ise çalışıp çabalar, dişimi sıkar; ben de onlara sahip olmaya çalışırım.
Köyünde, tarlasında çalışan, koyunlarının peşinde akşamı eden çobanın aklının ucundan geçmiyor çekap yaptırmak. Ya bana ne oluyor böyle, ayağımdaki nasır, dişimdeki çürük neyin nesi bunca teknolojiye rağmen.
Evet, siz söyleyin, teknoloji yararlı mı zararlı mı?
Masaj salonu ile randevu evleri arasında bir bağlantı kurmuş bizim internet ağası Google. Galiba, Google örümcekleri Objektif, Arena gibi programları seyrediyor. Google, aranan kelimelerin altında ilgili aramaları yazarak SEOculara hizmet ediyor. Üstelik antalya masaj salonları aramasında ilk sırada çıkan site spamcı ve ayıp şeyler çıkıyor sayfada. Eskiden alakalı kelimeleri bulmak için bazı siteler kullanılırdı, sağolsun şimdi Google kendisi veriyor. Bakalım, neler olacak!
Bu sistemde bilgisayarı ve mikrofonu kullanmıyorsunuz. Kendi telefon numaranızı ve arayacağınız telefon numarasını yazıyorsunuz. tuşuna bastığınızda önce sizin telefonunuz çalıyor, ahizeyi kaldırdığınızda karşı tarafın telefonu çalıyor. Desteklenen ülkeler arasında Türkiye de var. Kaç dakika görüşülebildiğini test etmedim. Görüşme hiçbir şekilde telefon faturanıza yansımıyor yani bedava. Cep telefonları aranamıyor. Nonoh.net
Vatandaşımız siyaseti takip ediyor. Sevindirici bir durum bu? Lakin tezkere ile teskereyi hatta tezkireyi karıştırıyor. Kısaca açıklayalım efendim.
Tezkere
Pusula, belge, siyasi belge. Askerlik görevinin tamamlandığını gösteren belgeye de tezkere deniyor.
1 Mart 2003 tezkeresi
Amerika, Irak'ı işgal etmek için Türkiye'den yardım istemişti. TBMM yapılan oylama da Silahlı Kuvvetlerin Amerika'ya yardım etmesine "hayır" demişti. Ayrıntılı bilgi için Google'ye danışınız.
Teskere
Sedye. Resimde gördüğünüz aletin daha iptidaisi.
Tezkire
Divan şairlerini hayat hikâyelerinden bahseden kitaplardır. Günümüzün biyografilerine, antolojilerine benzer. Şuara tezkiresi, tezkiretüs şuara diye geçer. Kastamonulu Latifî'nin tezkiresi meşhurdur.
Hâlâ Gökçe Kırgız'ı mı arıyorsunuz? Merve Doğan diye biri çıkmışmış Bülent Ersoy'un programına, o değilmiş, miş, miş... Yorumlara bakarsanız Gökçe'yi tanımayan yok. Kimin arkadaşı, kiminin halaoğlu... Affedersiniz yanlış yazdım. Halaoğlu olur mu? ... Olmaz mı? Niye olmasın? Allah yazdırdı, bak. Buldum, buldum, evreka, vecedtü... Gökçe Kırgız erkek olamaz mı? Dinleyin bakalım şu sesi. İnce sesli bir erkek olabilir pekala!
Şaka bir yana, siz buraya sevgili Gökçe'nin resimlerini görmeye gelmiştiniz değil mi? Kaç kere söyleyeceğim, Gökçe Kırgız sanaldır, internet efsanesidir. Aynı aşağıda seyredebileceğiniz fotoşop güzelleri gibi sanaldır.
Gökçe Kırgız, güzel bir başarı hikâyesidir, internetin nelere gücünün yetebileceğini göstermektedir. İnternet Mahir'den, Abaza Hasan'dan daha başarılı bir hikâyedir. Hikâyeyi uyduranları tebrik ediyoruz.
Aşağıdaki fotoğraf bir işyerinde Nokia 3250 cep telefonu ile çekilmiştir. Eylemden dönen bir sendikalı memur havasını vermek için fotoğraf üzerinde bazı değişiklikler yaptık:
Arkadaki sendika afişinden ideolojik görüşümüz belli olmasın diye bir adet Hitler bıyığı çizdik.
Orta yaşlı görünümü kaybettirmek ve eski kulağı kesiklerden havası vermek için saçlara beyaz sprey attık.
Gözün birisini morarttık.
Küçüklere kötü örnek olmaması için tütün mamullerini sansürledik.
Susturulan memuru temsil etmesi için ağzına siyah bant çektik.
Maruz olduğu şiddetin derecesini arttırmak için burun deliklerine pamuk tıkadık.
Uykusuz bırakıldığını göstermek için gözleri kan çanağına çevirdik.
Laf olsun diye surata yara bandı yapıştırdık.
Tüm bunlara rağmen o bakışları kaybettiremedik. Ey ülkem işte Nokia 3250 kamerasından ve MS Paint programından bir portre.
Blogculuğun gücünü tüm dünya bir kez daha gördü. Net Günlüğü'nde yazdığımız yazılar netice verdi ve Google Türkiye müdürünü değiştirmek zorunda kaldı. Net Günlüğü'nde Google üzerinde yazdığımız yazılarda SEO'nun istismar edilebileceğini, Google arama motorunun Türkçeye göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini satır aralarında söylemiştik. Önceki yönetimin yazılarımızı görmezden gelişi, üstelik Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına dahi eklememeleri onları işinden etti.
Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına eklemeyince işlerinden oldular.
Son olarak Google'nin nasıl telaffuz edildiğini soruşturduğumuz anket olayların üzerine tuz biber ekti. Söylentilere göre Google'nin büyük patronlarından Larry Page, "Bunca sene geçti, millete Google'nin nasıl söyleneceğini bile anlatamayan birinin ne işi var leyn orada!" deyip Türkiye genel müdürü değiştirmiş.
Google Türkiye'nin başına geçen Bülent Hiçsönmez'e görevinde başarılar diliyor, selefinin düştüğü hatalara düşmemesi için haberimizin başlığında geçen "değiştirttirdim" sözünü SEO açısından incelemesi için kendisine ödev olarak veriyoruz.
Google'nin kimseye söylendiği falan yok. Koskoca internet ağası kendi kendine söylenir mi hiç? Veriverir ağzının payını. Sandbox'u var, AdSense'den banı var, varoğlu var. Anasayfada, hemen sağ üst köşede bir anketimiz var. Sizce nasıl okunur Google? Katılımınız ve yorumlarınız için teşekkürler... Güncelleme: Anket sona ermiştir, sonuçları bu sayfada görebilirsiniz
ÖncekiyazılarımızdaSEO hakkında söylediklerimiz malumu ilam türündendi. SEO, Google ile anılıyor, en azından ülkemizde böyle. SEO'nun tanımını şöyle de yapabiliriz: Kurallarını Google'in belirlediği bir oyundur. Bunu Google saklamıyor, açık açık yol gösteriyor. Bkz: Sitemin sıralamasını nasıl iyileştirebilirim? Peki Google oyunun sonuçlarını açıklıyor mu? Hayır, sadece Google değil, büyük arama motorlarından hiçbiri en çok aranan kelimeleri açıklamıyor. Google, Zeitgeist adı altında ucundan azıcık koklatıyor, aramada bir önceki aya göre en çok artış gösteren kelimeleri açıklıyor. Bunun nasıl istismar edilebileceğini şu yazımızda göstermiştik. Bu arada 2007'nin Temmuz ve Ağustos aylarında, Zeitgeist'te Türkiye'nin yer almadığını, Google'de en çok aranan kelimeler ve Hürrüyet başlıklı yazımızın yayımladığı gün Amerika'dan 100'ün üzerinde ziyaretçi çektiğini sadece belirtelim.
Google, internet trafiği benim açtığım kapıdan işlesin diyor
Hal böyle olunca Google'in ve diğer arama motorlarının en çok aranan kelimeleri niçin açıklamadıkları kolayca anlaşılabiliyor. Kuralları belli olan bir oyunda (kuralların niçin açıklandığı, belli olduğu ayrı bir yazı konusu) kazananların bir kez bile açıklanması interneti iyiden iyiye çöplüğe çevirir. Gözlerinde dolar işareti yanıp sönen internetçiler, blogcular o konulara hücum ederler. Bu, Google'in işine gelmez, çünkü dükkanında sunacağı mal çeşidi azalır. İrili ufaklı herşeyin bulunduğu, herkesin aradığını bulduğu bir mağazadır Google. Bu mağazayı sevabına işletmesini bekleyemeyiz.
Google, internetin cümle kapısı olmak istiyor. İnternet trafiği benim açtığım kapıdan işlesin diyor. Bunun için adına SEO dediği oyunu geliştirmiş. Bunu niçin yaptığını herkes biliyor, para için. SEO denilen oyundan sıyrılarak nette var olmaya çalışanların başına neler geldiğini, para tezgahının nasıl kurulduğunu, sonraki yazılarda anlatmaya çalışacağız dilimiz döndüğünce.
Bulldog köpeklerinin suratı ütülenmemiş pantolona benzer. Bu somurtkan suratlarına rağmen sevimlidirler. Fransız buldogları İngiliz buldoglarına göre biraz daha incedir. Bir de Amerikan buldogları varmış, onların suratı biraz daha az kırışıktır.
Giyimden, yemeğe kadar hayatın her alanında arabesk. Bir süsleme sanatı olan arabesk bizde bol kemanlı, paslı demir gıcırtısı sesli erkeklerin ve kadınların eşlik ettiği bağırtlak tıngırtılar için kullanılıyor şimdi. Arabeskin internete yansımaması, internet sitelerinde arabesk temaların hakim olmaması düşünülemezdi. Merak edenler, internetin ağası Google'a "sevgi, şarkı sözleri, aşk, güzel sözler" yazarak internetteki arabeski görebilirler. Konumuz arabesk değil. Search Engine Optimizasyon denen ecnebi terimin kısaltması olan SEO. Başkalarını bilmem ama ben yazıldığı gibi okuyorum. Aynen şöyle: SEO. SEO denen icat -doğru kelime olduğundan emin değilim- arama motorlarında üst sıralara çıkmak demektir. Yani internet sitenizi hazırlarken bunu gözönünde bulundurmanız gerekiyor. Yoksa malınıza müşteri bulamazsınız. Bunun elbet sakıncaları var. Daha önce üzerinde durduğumuz için tekrar değinmeyeceğim.
SEO nasıl yapılır
Bilgisayarınızda bir klasör, belge oluştururken isim veriyoruz değil mi? Malumatfuruşluk yapalım, F2 tuşuna basarak seçili belgenin adını değiştirebiliyoruz. Belgelere isim verirken o belgeyi tanımlayıcı kelimeler seçeriz. Tarhana çorbası tarifinin yer aldığı belgeye motor_yaglari diye isim vermezsiniz, tarhana_corbasi yazarsınız. İşte arama motorları öncelikle belgenin ismine bakmaktadırlar. Yani sayfanızın içeriği ile sayfa adresi uyumlu olmalıdır. Blogger ve Wordpress bunu sizin yerinize yapmakta, sayfa başlıklarını adres kısmında kullanmaktadır.
Başkalarını bilmem ama ben yazıldığı gibi okuyorum. Aynen şöyle: SEO
Eskiler serlevha dermiş, şimdi başlık diyoruz. Sayfanın başlığı, webmastır dili ile söylersek taytıl SEO'nun ikinci kısmıdır. Yazı başlıklarının güzel ve dikkat çekici olmasını söylemiştir edebiyat öğretmeniniz. Ama o öğretmen SEO bilmediğinden öyle söylemiştir. Yazınıza başlık verirken kişilerin arama motorlarında nasıl arayacaklarını hesaba katmalısınız. Bu kaide Türkçe için daha geçerlidir. Örnek mi istiyorsunuz? Kimse Google'de "Anadolu'nun bağrından çıkan şairler" diye aramaz, "halk şairleri" diye arar. Yazı başlıklarının dikkat çekmesi ziyaretçilerini arama motorlarından bulmayan siteler için olması gereken bir kaidedir. Özetlersek; yazılara başlık koyulurken sırasıyla şunlara dikkat edilmelidir: aranma şekli, konuyu özetlemesi, dikkat çekicilik, kısalık...
Arama motorları sayfa başlığından sonra yazı içindeki alt başlıklara dikkat etmektedir.
Kütüphanelerdeki kitapların nasıl tasnif edildiğini bilirsiniz. Dewey Onlu Sistemini de duymuşsunuzdur. Şunu demek istiyorum. Arama motorları siteleri tasnif ediyor kendince. Motor yağı diye aradığınızda sizi BP'ye, Şel' gönderirken, bebek yağı diye aradığınızda sizi Nivea'ya gönderiyor. BP'nin sayfasında bebek ve yağ kelimeleri geçse bile o sayfayı çok sonlarda gösteriyor. Bu tasnif işini yine internet sitelerine yaptırıyor arama motorları. Birkaç cümle önce Dewey Onlu Sistemi kelimeleri için bağlantı kullandım. Eğer Google bu siteye, Net Günlüğü'ne itibar ediyorsa bağlantısını verdiğim o siteyi arama sonuçlarında ilk sıraya taşıyacaktır. Hülasaten; arama motorlarında ilk sıralara çıkmak istediğiniz kelimeler için diğer sitelerden link almalısınız.
Dikkat etti iseniz "Net Günlüğü'ne itibar ediyorsa" dedim. Yani link aldığınız siteler de önemlidir. Motor yağlarını üzerinde durduğunuz bir sayfaya bebek bakımını konu alan bir sayfadan link alırsanız yanlış yapar, Google'in sizin için hazırladığı sandboxa girebilirsiniz.
Bunlar SEO'nun temel taşları idi. Sayısı trilyonlarla ifade edilen sayfalara sahip, büyük paraların döndüğü internetin işi bu kadarcık ile bitmiyor. Page Rank (Google'nin uydurmasıdır), domain yaşı, sitenin güncellenme sıklığı da arama motorlarında üst sıralara çıkmak için gereklidir. Google'ın bilhassa sitenin güncellenmesine dikkat ettiğini tecrübe ettim. Google'ın gözüne girmek için şu sayfadaki ipuçlarından da faydalanabilirsiniz. Sonraki yazılarımızda SEO'nun nasıl suistimal edilebileceği ve Google'nin SEO üzerinden nasıl internet ağalığı yaptığı üzerinde duracağız.
Millet bu hatunu ne diye arar bilmiyorum. Ben şahsen bizzat kendim olarak beğenmiyorum bu kişiyi. Hem fiziğini beğenmiyorum hem de hal ve hareketlerini. Notunu veriyorum: Beslenme alışkanlığı: 0 Arkadaşlarıyla iyi geçinme:0 Büyüklerine saygı:0 Temizlik alışkanlığı:0 Mezkurenin fotoğraflarına bakarak iç geçirmeye gelenlere söyleyelim: Aşağıda gördüğünüz slayttaki fotoğraflar en edepli olanlardır. Sonuna kadar seyretmenize lüzüm yok.
Bu dili öğretemeyeceğiz millete. Kabahat alfabeyi hazırlayanlarda mı yoksa vatandaşta mı? Ses olaylarını yazıya yansıtmama eğilimi olduğu gibi konuşulduğu şekilde yazanlar da çoğunlukta. Neyse mevzumuz bu değil şimdi. Başlıkta görüldüğü gibi Alman çoban köpeklerinin resimleri... Resimleri görebilmek için tıklayın: Resimler
Tüm inananların Ramazan bayramını tebrik ederim. Bayramın insanlığa hayırlar getirmesini dilerim. Şeker ve kolonya ikram edemiyoruz. Ama şekerleme resimlerimiz var.
Tatlıların, yemeklerin o kadar güzel reklâmı yapılıyor ki gel de yeme. Tatlı tatlı yemenin acı acı geğirmesi olur demiş atalar. Gerçi şimdi yediklerimiz eskisi kadar geğirtmiyor, birazcık kilo yapıyor. Sorun değil efendim onun da çözümü var:
Zayıflamanın birinci sırrı yememektir efendim. Yemeyeceksiniz ki zayıflayasınız. Hem yemediğiniz zaman zayıflamak gibi bir dert olmayacaktır. Aynen şuna benzemiyor mu bu: En iyi temizlik, hiç kirletmemektir. En iyi zayıflama yöntemi şişmanlamamaktır.
Birincisini yapamadınız bari az yiyin. Az yediğinizde kilo alma ihtimaliniz azalacaktır. Ne demiş atalarımız, az ye de hizmetçi tut. Bu söz fazla uymadı ama olsun, uysa da ... uymasa da...
Aman, siz siz olun ne idüğünü bilinmedik zayıflama ilaçlarını, yosun haplarını kullanmayın.
Nefsinize hakim olamadınız ve yediniz değil mi? Hareket edin birazcık. Yürüyün, ucuza aldığınız Çin arabasının kontağını beş dakikalık yol için de çevirmeyiverin.
Ben "yerim ama yürümem kardeşim" mi diyorsunuz. Deyin ama şişmanlamak var işin ucunda. Üzülmeyin canım, modern çağ buna da çare bulmuş. Kondisyon bisikletleri, spor aletleri ne güne duruyor.
Aman, siz siz olun ne idüğünü bilinmedik zayıflama ilaçlarını, yosun haplarını kullanmayın. Sağlık daha önemlidir.
Zayıflamayı kafaya iyice taktıysanız şayet hekimlerden destek alınız. Diyetisyenlere, psikologlara danışınız.
Sitemizin yazarlarında Boylu'nun hazırladığı İslami Oteller, Tesettür Oteller, İslami Otel sitesi bir hırsız tarafından kelimesi kelimesine çalındı. Hırsızımız bir harf dahi değiştirmeden siteyi indirip yayımlamış. İşin kötüsü hırsız Google aramalarına Boylu'nun sitesinin üstüne çıktı. Bu türden hırsızlıklara karşı Blogger'da, en azından hırsızların işini zorlaştıracak bir yöntem bulduk: Bu anlattıklarımız yeni Blogger yani XML şablon kullananlar içindir. Klasik şablon için kullanımını da Damacana.org'nin anlatmasını bekliyoruz:) Şunları yapıyoruz:
Şablon>>>HTML'yi Düzenle>>>Widget Şablonlarını Genişlet seçeneğini işaretli olsun.
Firefox'ta iken Ctrl+F tuşlarına basın.
<p><data:post.body/></p>satırını bulun.
Bu satırın sonuna şu kodları yapıştırın:
<b:if cond='data:blog.pageType == "item"'><br/> © <small><i>Bu metin ilk olarak <a expr:href='data:post.url'><data:post.url/></a> adresinde yayımlanmıştır.</i></small></b:if>
Şablonu kaydedin.
Bu yöntemle hırsızın işini biraz olsun zorlaştırmış oluyoruz. Hırsızlar, siteyi indirdikten sonra bu kodları tek tek silmek zorunda kalacaklardır.
Bazı öğretmenler vardır, öğrencisi olduğunuz için kendinizi şanslı saydığınız. Sevkan Öztaş'ı duyunca aklıma bu geldi. Bir ahbabım vasıtası ile tanıdım kendisini. Sevkan Öztaş, Karaman'da edebiyat öğretmeni. Şereflikoçhisarlı, tiyatrocu, bağlamayı konuşturuyor, Neşet türkülerini yorumluyor. Sevkan Öztaş'ı canlı dinlemek isteyenler 8 Mart 2008 tarihinde Mersin Paris Düğün salonunda Yahya ile Büşra'nın düğünlerine davetlidir. Sesine, tezenene sağlık Sevkan Hocam...
Mynet, sesli email hizmetini tanıtmak için bir video hazırlamış. Son kısmı hariç oldukça güzel bir video olmuş. Medya okuryazarlığı dersini okutan, sosyal bilgiler dersinde iletişim araçlarını ünitesini işleyen öğretmenimiz bu videoyu seyrettirebilir öğrencilerine derslerinde. İletişim Meslek Lisesi'nde okuyan bir avuç öğrencimiz okullarının ne işe yaradığını, neler öğrendiklerini bu video ile büyüklerine daha kolay anlatabilirler. İşte o video:
Ne Ramazan'ın, iftarın, orucun, teravihin ne de bayramın tadı kaldı. Dilencilerden, televizyonlardan, gazetelerin eklerinden anlıyoruz mübarek Ramazan'ın geldiğini. İftara yetişmek için bir telaş millette sormayın. Hele trafikte iseniz Allah yardımcınız olsun. Sıkışan trafik, korna sesleri, gerilen sinirler... Geçenlerde gazetede okumuştum. Camide müftü, müezzin ve imam birbirine girmiş. Haber kısacıktı, kavga sebebi hakkında tahmin yürütmüşlerdi sadece. Ama ben tahmin edebiliyorum. Açlıktan kan şekeri düşen müftü efendi sigara tiryakisi olan imama amirlik taslamaya kalkar. Müezzin, ne haliniz varsa görün deyip kavgayı kenardan seyreder. Ve olaylar gelişir cemaatin önünde. Teravih namazını hızlı kıldırdığı için dayak yiyen şovmen imama ne demeli!
Sahte davulcular istila eder memleketi. Apartmanların arasında güm güm vuran davuldan rahatsız olmamak elde değildir. Üstelik daha iki saat vardır imsak vaktine. Davulcu ise tüm mahalleye yetişecektir.
Tüm bu yorgunluğun üzerine bir tatil iyi gider değil mi? Bayramınız düzeltiyorum tatiliniz mübarek olsun.