Blogcu ve para

Son zamanlarda meşhur blogcular, blogdan para kazanma üzerinde kafa yormaya başladılar. Mesele enine boyuna tartışılıyor, yeni görüşler ortaya atılıyor. Çıkış yolları aranıyor. Çıkış yolları dediğimize göre ortada bir girdap var: Blogcularımız para kazanamıyor. Önce konu üzerinde duran yazılardan seçtiklerimizi listeyelim, sonra kendi görüşlerimizi söyleriz.
Sokak şarkıcılarının olmadığı ülkemde blogcu nasıl bağış ister?

Selçuk Hoca - Blogtan Para Kazanmak
Damacana - Tam zamanlı blogculuğa geri dönüş
Wolkanca - Merhaba Wolkanca neden açılmıyor?
Nahnu - Paypal donation yerine SMS üzerinden destek
Güneşin Tam İçinde - Bloglar İçin Yeni Gelir Modellleri
C.E.O YavuzTürkiye de Blogların Durumu ve Sponsorluk

AdSense az veriyor serzenişi

Blogcularımızın genel şikayeti bu. Tabii ki az verecek, az kazandıracak. Gogıl, blogcular para kazansın diye kurmadı ki AdSense'yi... Reklâmverenler, blogcular geçinsin diye Adwords'e para akıtmıyor. AdSense ile blogdan kazanılan paraya para demek için
günlük en az 30 bin kişinin uğradığı bir blog olması gerekiyor. Net Günlüğü'nün bir aylık ziyaretçi sayısı yenice o rakamlara ulaştı. Hal böyle iken kazandığı para limitsiz ADSL ücretini ödemeye ancak yetiyor. Zamanında AdSense, SEO üzerinde fazla durmuş, abartmıştım. Attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmediğini görünce vaz geçtik. Gelir (!) kaynaklarından kimini eşe dosta dağıttım, kimini sattım, kimini ise kendi haline bıraktım. Evet bu bir itiraftır.

Donation (Bağış) sistemi

Ecnebilerin bloglarında "Bana kahve ısmarlayın, bira söyleyin." tarzında sözlerle bağış (donation) istenirmiş. Bunun benzeri bizde niçin olmasın deniyor. Olmaz efendim olmaz. Çünkü bizde sokak şarkıcıları da yoktur. Evrupo'ya, Amerika'ya gitmişliğimiz vaki değildir şükür. Belgesellerde ve filmlerde görüyoruz, uzun saçlı erkekler, pejmürde kızlar ellerine viyolensellerini, flütlerini alıp, önlerine gitar kılıflarını, şapkalarını açıyorlar ve şarkı söylüyorlar. Onları dinleyenler de ceplerindeki bozuklukları atıyorlar. Biz de bunun adı nedir? Evet, bildiniz, dilencilik. Bizde âşıklar varmış zamanında saz omuzda diyar diyar gezen. Bir ağanın konağına varır, sanatını gösterir. Ağa onu yedirir içirir, bahşişini verir. Batıda blogcu, sanatını sokakta icra eden şarkıcılar gibidir.

Şirketler niçin reklâm vermiyor?

Reklâmdan amaç ürünün tanıtılması, mümkün olduğu kadar çok kişiye duyurulmasıdır. Satış sonraki aşamadır. İmdi blogcularımız diyor ki belli bir konuya odaklanan bloglar oluşursa reklâmverenler için cazip olacaktır. Katılmıyorum. Selçuk Hoca'nın yazısına yazdığım yorumda belirtmiştim. Orada iktibas edeyim.
"Tematik blogların da bir yaraya merhem olacağını düşünmüyorum. Eğitim konulu bir blogunuz olduğunu varsayalım. Öyle blogu günde kaç kişi takip eder? Günlük 5 bin kişi uğrar mı? Hadi 10 bin diyelim. Peki reklamveren 10 bin kişinin uğradığı bir bloga mı reklam verir yoksa 100 bin kişinin uğradığı bir gazete sayfasına, portala, feysbuka mı? Blog, genel olarak ele alırsak internet gazete ve tv arasında bir yerde duruyor. TV’leri düşünelim, sıralı otogaz sistemi üreten firma Kurtlar Vadisi’ne sponsor oluyor, dershane futbol maçına reklam veriyor, Kabak Yelleri dizisine sponsor oluyor. Sokaklardaki, caddelerdeki bilbordları düşünelim. Bilbordlara reklamverenler daha çok mahalleye, semte mi bakıyor yoksa ne kadar çok insan görür diye mi bakıyor?
İş bence ziyaretçi sayısında düğümleniyor."

Ekşi Sözlük, Türkiye'de en çok ziyaret edilen sitelerden biridir. İki üç günde bir uğradığımda siteyi tepeden tırnağa reklâma gark olmuş görüyorum. Üstelik oradaki reklamlara tıklanmıyor. Kimi zaman otomobil, kimi zaman meşrubat, sinema reklamları oluyor. Ekşi Sözlük o reklamları tematik olduğu için değil, çok ziyaretçisi olduğu için alıyor. Gazetelere, Mynet, E-kolay gibi portallara bakın, reklâmlar hedef kitleye mi yönelik yoksa kitleye mi? Gözüm siz algıda seçicilik diye birşey duymadınız mı?

Blogcu ne üretiyor, ne satıyor?

Geçenlerde internetten ucuz bir cep telefonu aldım. Kargonun nerede olduğunu internetten takip ettim. Bulunduğum ildeki şubeye geldiğini öğrenince kapıya kadar gelmesini bekleyemedim. Kargocuya gittim. Paketler kamyondan yeni indiriliyordu. Zamanı boşa geçirmeyelim diye Doktor Bey'den öğrendiğimiz taktiklerle kargodaki görevliyi sorguya çektim. 200 bin nüfuslu bu şehirde günde ortalama 30 paket geliyormuş internet firmalarından. Sayabildiğim kadarıyla 5 büyük kargonun şubesi var burada. Günde en az 100 paket geliyor bu şehre internetten. Herbiri en az 50 YTL değerinde olsa varın siz hesap edin gerisini. Bankaların, alışveriş sitelerinin ziyaretçi sayılarına, Alexa değerlerine bakın. Öyle sanıldığı gibi vatandaşımız internet üzerinden kredi kartı ile alışveriş yapmaya, internet bankacılığını kullanmaya çekinmiyor.
Bilmem anlatabildim mi?

2 Yorum yazın:

Damacana dedi ki...

Uzun zaman önce bu yazıyı okumuştum, bugün tekrar okudum. Reklam veren hedef kitlesi ilişkisine sonuna kadar katılıyorum. Önemli olan hedef kitle değil, ne kadar çok reklamın göründüğüdür.

avare dedi ki...

@Damacana;
Ben de tekrar okudum yazdıklarımı:) Orada yazdıklarımın arkasındayım. Lakin köprünün altından çok sular geçti. Ne olduysa oldu, Gogıl Net Günlüğü'ne ziyaretçi göndermez oldu. O zamanlar bir aylık 30 bin ziyaretçiden bahsediyordum ya, şimdilerde günlük 150 kişi gönderiyor. Hal böyle olunca reklamlar az dönüyor, içimden gelmiyor yazmak:)

Yorum Gönder

Onaylandıktan sonra yayımlanacaktır. Teşekkürler