İlahi televizyon! Bunu da mı yapacaktın? İslami arabesk, yeşil pop, islami pop derken yarışması da çıktı. Elde kumanda zaplarken rast geldim tevelerin birinde. Sesinize, yorumunuza güveniyorsanız... diye başlayan bir çağrısı vardı. Fonda tef çalıyordu, yanık sesli bir erkek Allah, mevla, hay, hah diye inliyordu. Koyu yeşil tonların hakim olduğu grafikler ve otlar böcekler gösteriliyordu.
Arabeskin dini imanı yoktur.
Olsun varsın, benim açımdan bir sorun yok. Sevmem de dinlemem de. Lakin laiklere üzülüyorum ben. Şalvarlı, çember sakallı, yakasız gömlek giyen, kafasında takke olan mevlidhanları(!) gördükçe çıldıracak, deliye dönecekler. 21. asırda memleketi Ortaçağ karanlığına gömen bu yobazlara tahammül edemeyecekler.
İlahi dedikleri laf kalabalıklarını arabesk teraneler ile söyleyenler Saltanatlı Segah Tekbiri senfonik orkestra eşliğinde dinlerler mi? Yoksa onu dinleyenlerin günaha girdiğini mi söylerler? Arabesk, çık dışarı!
Mim dalgası Blogistan'ı sarmaya devam ediyor. Günlerden Bugün... blogunun yazarı Burak Doğan bizi mimlemiş. "Blogunun En Çok Neresini Seviyorsun?" diye soruyor. Galiba yaratılıştan getirdiğimiz bir haslet var: Haticeye değil de neticeye bakanlardanız. Yapılan işi sevmiyorum, elde ettiğim neticelere bakmak daha çok hoşuna gidiyor.
Blog için kullanılacak temayı seçmek, eklentileri ayarlamak, kodlarlar boğuşmak... sıkıcı işler velhasılı kelam. Bu işler bazen yazı yazmanın bile önüne geçebiliyor. Peki yazmaktan hoşlanıyor muyum? Yazılarıma yorum yapılırsa hoşlanıyorum. Yorum gelince boşluğa konuşmadığımızı yani kendi kendimize konuşmadığımızı düşünüyorum. Hoş çoğu zaman Gogıl ile konuşuyoruz. Bu ayrı bir mevzu. Blogumun yorum kısmını seviyorum diyelim.
Geleneğe uyarak gelen mimi blog âlemine gönderelim. Tensip buyururlarsa meslektaşım Selçuk Hoca'dan, tecrübeli blogcu Teyyare'den cevaplamalarını isteyelim: Blogunuzun en çok neresini seviyorsunuz?
Dünyada mekan, ahirette iman demiş atalar. Öyle saray gibi mekanlarda da gözümüz yoktur, nohut oda bakla sofa bir ev yeter. Bunun bilen siyasi ekabir başta TOKİ olmak üzere konut faaliyetlerine destek verildi, inşaat sektörü canlandırılmaya çalışıldı. Bankalar kredileri faiz oranlarını düşürdü, vatandaş kira öder gibi ev sahibi olmaya başladı. Buna bir isim bulamadık, ithal bir isim kullandık: Morgıç. (Ecnebicede Mortgage şeklinde yazılıyor) Amerika'da morgıç sistemi tabiri caizse cartayı çekti. Ev sahibi olmak için bankalara yüklenen Amerikalılar taksitlerini ödeyemez hale geldiler. Bu hale nasıl geldiklerini tam olarak bilmiyorum. Fed, resesyon, parite laflarını duyuyorum ama ne anlama geldiklerini bilmiyorum. Eğer öğrenmek isterseniz Güncel Analiz ve Ekonomi Türk'e bakabilirsiniz.
Nohut oda bakla sofa bir ev yetenler diyenlere prefabrik konut öneriyoruz.
Prefabrik ev fiyatları
Dededen, kayınpederden kalma bir arsanız, bahçeniz varsa ucuzca ev sahibi olabilirsiniz. Prefabrik konutların metrekaresi 200-300 YTL arasında değişiyor. Prefabrik evler dört mevsim için uygun değildir. Yazları gittiğiniz köydeki tarlanın bir kenarında bir 30 bin YTL'ye bir prefabrike ev kondurabilirsiniz.
Çelik Ev Fiyatları
Çelik destekli evler depreme dayanıklıdır ve ısınması pirefabriklere göre daha kolay olur. Yaz kış kalabilecek bir ev düşünüyorsanız çelik evleri tercih etmelisiniz. Çelik evlerin fiyatları, prefabrikler gibi uygundur. Firmalar kampanyalar düzenliyor. Ankara'da faaliyet gösteren Ankuva adlı bir firma 25 bin YTL'ye depreme dayanıklı çelik ev yapıyor.
Zamandan kazanın
Müteahhit, amele, usta vs. ile uğraşamam diyenler için de idealdir prefabrike konutlar. Evinizi en erken bir hafta, en 45 gün içinde evinizi teslim ediyorlar.
Daha önce sizlere e-okul işkencesinden bahsetmiş idik. Bu eee-mektep sadece Maarif nezaretinin ve muallimlerin işine yaramakla kalmadı efendim.
E-okul programı
Vatandaşın biri, reklâm olmasın diye ismini ve adresini vermeyeceğim, güya e-okula bilgileri gönderen bir program yazmış. Öğretmenlerin ve idarecilerin işi kolaylaştıracakmış bu program. Program için bir de site hazırlanmış. Hakkında bölümüne bakıldığında şirket, firma bilgileri yer almadığını görüyorsunuz. Programın(!) bir bedeli varmış. Onu da online yapabiliyormuşsunuz. Paypal üzerinden ödeme yapıyorsunuz. Bu şu demek: Şayet gaflette bulunur ödeme yaparsanız, para gitti gider. Kime gittiğini bile bilemezsiniz.
İnternet cehaletin para ettiği bir yerdir.
E-mektep gönderici adıyla dağıtılan program virüslü. Programı indirir, bilgisayarınıza kurarsanız virüs, solucan, trojan denen zararlı programlar bilgisayarınızı istila ediyor. Uyanıklığa bakar mısınız, eğer para söğüşleyemezse size indirttiği program vasıtası ile kazanacak. Nasıl mı? O program sizi içinde reklâm olan sitelere yönlendirecek.
E-okul sitesi
Gelelim e-okul zenginlerine. Yani vatandaşın, ki çoğunluğu öğretmen ve öğrenciler oluyor, cehaletini paraya dönüştürmeyi başarabilenler. Bunlar yukarıda anlattığımız virüslü program dağıtanlardan değil. Gogıl ile işbirliği içinde çalışıyorlar. E-okul Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir hizmetidir. (Hizmet, hezimet, eziyet... Bu kelimeler birbirini niye çağrıştırır?) Okulda bilgisayar dersi gören talebe, hizmetiçi eğitim kurslarında bilgisayar öğrenen öğretmen internetin sahibini Gogıl zanneder. Tarayıcının adres çubuğunu bilmez, tarayıcının ne olduğunu da bilmez. Sık kullanılanlar, RSS... bunlardan haberi yoktur. Gogıl'a aramak istediği kelimeyi değil de gitmek istediği sitenin adresini veya adresteki kelimeyi yazar. Bunun farkında olan Türk vebmastırlar âlemi kolları sıvar. SEO'nun gücünü de arkasına alarak siteler, bloglar açar. Bu e-okul bloglarının birinde aynı anda 450 kişi bulunduğuna şahit olmuştum. Sitelerdeki sayaçlar vasıtası ile öğreniyoruz ki günlük 30 bin (evet yanlış okumadınız 30k) ziyaretçi çekenler var. Ve hepsinde AdSense reklâmları standarttır. Anlayacağınız, bu işte para var. Geç kalmış sayılmazsınız. Birkaç gündür takip ediyorum Gogıl'ın "e-okul" aramalarında sıralama sürekli değişiyor. Hâlâ şansınızı deneyebilirsiniz. Ben bile bu yazı ile şansımı denemiş oluyorum. Meşhur SEOcular bu konuyu nasıl oldu da ıskaladılar? WolkancaGeccetrDamacana (Şaka şaka, sakın kızmayasınız ha!:))
Ortada bir suç varsa suçlu bulunup cezalandırılmalıdır
Yasağın kalkmasını beklerken yeni bir yasak daha geldi. Bu seferki yasak Sivas'tan ve daha sağlam. Yani youtube yasağını aşmak bu sefer mümkün görünmüyor. Çünkü IP adresi engellenmiş. İmdi bu yapılana ne denir? İnternet vasıtası ile Atatürk'e hakaret ediliyor. Ortada bir suç var. Suçlu bulunup cezalandırılmalı değil mi? Peki Youtube'a erişimi engelleyerek kim cezalandırılıyor, kim suçlu ilan ediliyor? Bu olay yargımızın ne kadar yavaş işlediğini gösteriyor. Bir vatandaş 3 Eylül 2007'de savcılığa başvurmuş. Eylül ayındaki başvuru tam 4 ay sonra neticenlediriliyor. Geç gelen adalet, adalet midir? Yani 4 ay boyunca suç işlenmesine müsade edilmiş.
Yandan Boktar'a hakaret edildiği gerekçesi ile yurtdışındaki bir internet sitesine de erişim kapatılmıştı ve hâlâ açılmış değil. Sadece sakıncalı içeriğin bulunduğu sayfaya erişimin engellemesi mümkün değil midir? Çok mu zordur bir siteyi tümden yasaklamak yerine bir sadece tek bir sayfayı yasaklamak? İmdi aklı evvel biri gitse bir internet kafeye, devlet büyüklerine, yüce kişilere hakaret içen yazılar yazsa, resimler, videolar hazırlasa ve bunu da Blogspot'da yayımlasa... Mümkün değil kimin yaptığının bulunması. Ve koşarak gitse savcılığa, döşese dilekçeyi... Ta, ta, ta tammm... Blogspot'a erişim yassak...
Bugatti'ye binenler için bir de parfüm üretilmiş. Şişesi Bugatti’nın ilk ürettiği modellerinin çamurluklarından esinlenerek yapılmış. Şişeyi arabanın orijinal torpido gözünün kullanarak yapılan kutuya koymuşlar. Şişeler 24 karat altın kaplı heykeller kuşatılmış.
Türkiye'de sadece 4 adet parfüm satışa sunulmuş. Altın kaplı şişe 7 bin 787 YTL, gümüş kaplı olan ise 5 bin 180 YTL. Haberlerde kokusuna dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Eyüp Sabri Tuncer'in limon kolonyasını andırdığı rivayet ediliyor.
Bugatti sahipleri
Tom Cruise - Aktör Ralph Lauren- Modacı Michael Fux- Araba koleksiyoncusu Nigo- Japon tasarımcı Brunei Sultanı Tim Cahill- Avustralyalı futbolcu (İngiltere Premier Ligi-Everton Kulübü) Michael Schumacher- Emekli F1 pilotu Angelina Jolie/Brad Pitt- Sinema oyuncusu çift
Yutup yine engellendi. Sebebi malum, lakin bu yasaklamaların bir çözüm olmayacağı kesin. Daha caydırıcı yollar bulunmalı. Yasaklanan sitelere girmek çok basit, üstelik ayrı bir programa vs. ihtiyacınız yok. Bağlantı hızınız düşmüyor. Open DNS kullanacağız. Yapmanız sadece birkaç rakam yazmak. Sırasıyla şunları yapıyoruz. Başlat>>>Ayarlar>>>Denetim Masası>>> Ağ Bağlantıları>>>Yerel Ağ Bağlantısı Özellikler>>>İnternet İletişim Kuralları (TCP/IP) Özellikler>>>Aşağıdaki DNS Sunucu adreslerini kullan
Sırasıyla şunları yazıyoruz: 208.67.222.222 ve 208.67.220.220, Tamam deyin.
Tekrar 1. adımdakileri tekrar ediyoruz. Başlat>>>Ayarlar>>>Denetim Masası>>> Ağ Bağlantıları>>>Yerel Ağ Bağlantısı'na sağ tıklayıp "Devre dışı bırak"a tıklayın. Yine sağ tıklayıp devreye sokun. İyi gezmeler... Güncelleme: Yutube artık giremeyeceğiz.
Sizlere geçenlerde dünyanın en ucuz arabası Tata Nano'yu duyurmuştuk. Otomobil üreticileri sadece fakir fukarayı değil kodomanları da düşünmüşler. Dünyanın en pahalı ve en hızlı arabası olan Bugatti Veyron'u da üretmişler. Hemi de yakında Türkiye'de satılacakmış. Naber...
Bugatti'nin tarihi
Bugatti aslen bir İtalyan markası. Firma, Ettore Bugatti tarafından 1910 yılında kurulmuş. Alman Volkswagen 1998 yılında marka ve isim hakkını satın almış. 1993'te çalışmalarına başlamışlar, 2005 yılında ise ilk seri üretim Bugatti Veyron'u Tokyo Araba Fuarı'nda göstermişler.
Veyron, ismini yarış pilotu Pierre Veyron'dan almış. Bu Pierre var ya 1939'da 24 saatlik Le Mans Yarışı'nı kazanmış. Evet, ben de anlamayamadım: 24 saat hiç durmadan direksiyon mu sallamış? Yok canım, mola vermiştir.
Bugatti özellikleri
100 km hıza 2,5 saniyede çıkabilmektedir. Saatte 407 km hız yaptırmışlar. 1001 beygir gücünde 7 vites (Direksiyon arkasından kumanda ediliyormuş ve saniyenin sekizde birinde vites değiştirme kabiliyeti katmışlar. Sanırım otomatik vitesli, eli bu kadaç çabuk bir pilot var mıdır?) 16 silindir 4 turbo 10 radyatör 230 km hızdan sonra, Veyron’un önü 5 santim alçalıyormuş ve arkadaki spoiler (rüzgarlık) devreye girermiş. Lastikler ise Michelin tarafından özel geliştirilmiş. Patlak lastikle 200 km hıza çıkabiliyorsunuz. Uzun 4.5 metre, Genişlik 2 metre Söforsuz 1900 kg geliyor.
Yakıt tüketimi
Şehir içindeki 40 litre benzin yakıyor. Yani km'de yarım litreye yakın benzin yiyor. Son sürat gidildiği takdirde lastikler ancak 50 km dayanabiliyor. Fakat daha önce benzini bitiyor.
Bugatti Fiyatı
1 milyon euro avro 20 Bentley bayiinde satılır.
Bugatti Türkiye
Türkiye temsilciliğini alan Doğuş Otomotiv toplam 300 adet üretilecek Veyron'dan bir adet satmayı hedefliyor. Avrupa'da satış fiyatı 1.1 milyon Euro olan otomobil vergilerden dolayı Türkiye'de 2.5 milyon Euro'ya satılacak. Devam edecek
Vergi cenneti olan Türkiyemde Çin arabaları sanıldığı kadar ucuz olmayacak.
İnsanımızın araba ile olan bağını gelenekle açıklayanlar var. At, avrat, silah teslisindeki atın yerini günümüzde arabanın aldığı söyleniyor. Tımar edilen, ayağına nal çakılan atın yerine modifiye edilen, tuning yapılan, lastikleri değiştirilen araba almış. Bir zamanlar zenginlik alameti sayılan otomobil şimdilerde herkes için ihtiyaç olarak görülüyor. Kapsam herkes olarak genişleyince işin içine ekonomik durum giriyor. Ha geldi ha gelecek denen Çin arabaları dar gelirli vatandaşın umudu olmuş vaziyette. Haberler doğru ise Çinli Chery şubatta satışa sunuluyormuş. İthalaçı firma fiyat konusunda çok ketum davranıyor. Sebebini tahmin etmek güç değil. Vergi cenneti olan Türkiyemde Çin arabaları sanıldığı kadar ucuz olmayacak. Daha önce bahsettiğimiz 2500 dolarlık Tata Nano ülkemizde satılacak olsa fiyatı en az iki katı olacaktır. Dört gözle beklenen Çin arabalarının sanıldığı kadar ucuz olmayacağını düşünüyorum. Ülkemizde 10 bin YTL'nin altında bir fiyata sıfır araba almak mümkün görünmüyor.
Çin arabası satışı ve servisi
Üreticiler, yani satıcılar müşteriyi kendilerine bağlamak için satış sonrasını da hesap ediyorlar. 6 yıl garanti veren otomobil markaları var. Üstelik çok da yaygın servis ağları var. Ucuz olduğu için bir hevesle Çin motoru alıp da tamir ettirecek yer, yedek parça bulamayan kişileri tanırım. Bu sebepten Çin arabaları kısa vadede pek tutulmaz diyorum. Bir de Çin mallarının "kalitesizlik" gibi bir namı var. Pazarcı bile malını överken "Abi bunlar Çin malı değil, Avrupa!" diyor. Arabayı bir yatırım aracı, yeri geldiğinde nakit para olarak gören vatandaş Çin arabasına itibar etmeyecektir. Ucuzluğuna rağmen Çin arabaları piyasada tutulmazsa onların alternatifi olan ikinci el Tofaşlar, Renolar kıymete binecektir. Yedek parçası ucuz, servisi (daha doğrusu tamircisi) yaygın olan 10 bin YTL'nin altında arabaya binmek isteyenlerin yerli arabalardan başka alternatifi henüz görülmüyor.
Limitli Adsl kullanıcıları ayda sadece 10 şarkı indirebiliyor.
İ
tiraf ediyorum, yanlış yaptık,Ttnet Müzik'i duyurmakta geç kaldık ve hitleri Gökhan'a, Wolkanca'ya kaptırdık :) Bu ttnet, youtube tarzı bir video sitesi düşünmez mi diye aklımıza geldi. Şarkıların kliplerini, dizilerin kaçırılan bölümlerini yayımlayabilirdi pekala.
Ttnet televizyonu: ttnetvizyon.com
Gogıl bizi Webrazzi'ye ulaştırdı. Ttnet video işine giriyormuş. Alan adı bilem alınmış: ttnetvizyon.com
Ttnet Müzik'ten şarkı indirme
Ttnet müziği sadece bir kere denedim. Kullanıcı adını ve şifresini hatırlamak epey zor oldu benim için. E-posta adreslerini değiştirmişler, sayfa geç yükleniyor, şarkılar mp3 formatında değil, wma formatında... Bissürü sorun annıycaanız. Ol sebepten bir daha uğramadım Ttnetmüziğe. Ben nereden mp3 indireceğimi biliyorum.
Esas sürpriz kotalı Adsl (Yazıldığı gibi (mi) okunur? Yakında bir anket düzenleyelim.) kullanıcılarını bekliyor. Ttnet yetkilileri limitli kullanıcıları düşünmüş olacaklar ki ayda sadece 10 şarkı indirmelerine izin veriliyor. 11. şarkıyı indirmek istediğinizde izin vermiyorlar mı yoksa para mı istiyorlar bilmiyorum. Üç ay önce limitsiz Adsl kullanmaya başlamıştım, bu sayede gönlümce indiriyorum dinlemek istediğim müzikleri. Bunun etik durumunu sonraki bir yazıya bırakalım.
Öğretmenler tıklamaktan perişan olduklarını söylüyorlar.
Maarif nezaretimiz talim ve terbiyede muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için çaba sarfediyor. Bu uğurda yaptığı son faaliyetlerden birine e-okul ismini münasip görmüş. Lakin bu e-okuldan muallimler çok şikayetçi. Efendim bendeniz lisede vazifeme devam ettiğimden en azından bu sene e-okul işlerinden yırttım. Bu e-okul nedir, ne değildir deyü tetkik edelim dedik. Acaba muallimler şikayetlerinde bu kadar haklılar mı? E-okulu emanet bulduğumuz bir kullanıcı adı ve şifre (doğrusu paroladır) ile tecrübe ettik. Heyhat, muallimlere hak verdik.
Bu e-okulun sayfaları sadece İnternet Explorer ile çalışıyor. Yani Firefox, Opera gibi diğer internet gözgezdiricileri ile sayfaları ziyaret edemiyorsunuz.
E-okul, internet teknolojisinin çok gerisinde. Web iki sıfırmış falan aramayın efendim.
Sık kulllanılan menülere, son yapılan işlemlere ulaşabileceğiniz kısayollar falan hiç düşünülmemiş.
Sıklıkla doldurulan formların otomatik tamamlama özelliği yok.
Muallimleri çileden çıkaran kısım "Sosyal Faaliyetler" başlığı altında yer alıyor. Burada her öğrencinin okuğuduğu kitapları, kitapların türünü, sayfa sayısını tek tek elle giriyorsunuz. Ve bu işlemleri her öğrenci için her seferinde tekrarlıyorsunuz. Daha açık ifade etmeye çalışayım. Bir kitabın kayıt aşamaları şöyledir: Öğrenci no gir, kitap türünü seç, sayfa sayısını yaz, kitap adını yaz, kaydet. Bu bilgisayarlar, bu internet bağlantısı ile en aşağı bir (rakamla 1) dakika alıyor. Her bir öğrenci için ortalama 10 kitap kaydettiğinizi varsayalım. 40 öğrencilik bir sınıf için 6 saatiniz sadece bu iş için gidiyor.
Oysa öğretmen bu kadar uğraştırılmayabilirdi. Sınıf listesi önüne gelir, kitap türü, sayfa sayısı ve kitap adı tek bir sayfa üzerinden halledilebilirdi.
Ben fazla kullanmadım, kullananlar bu sistemin öğretmeni tıklama sersemi yaptığını söylüyor.
E-okul, tamamen elektronik olamamış. Halen okul idaresi ile öğretmenler arasında yazışmalar yapılıyor, e-okuldaki bazı uygulamalar için öncesinde okul idaresinin birtakım işleri bitirmesi gerekiyor.
Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Bu e-okul için MEB geç bile kaldı. Ta 2000 yılında geçilmeli idi buna. E-okul sistemi ile ilköğretim okullarını alanında bir tekel olan ve ve her sene lisans için para ödenen, iki de bir göçen Bilsa'dan kurtardı. Lakin Bakanlık, hiç araştırıp soruşturmadan, kullanışlı mı değil mi diye bakmadan uygulamaya geçmiş. Temennimiz e-okul sisteminin bir an önce gözden geçirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Unutmadan söyleyeyim: E-okul dolandırıcıları piyasaya çıkmış. Ona da sonraki bir yazıda değineceğiz.
Opel, Saab, Kadillak, Hammır, Şavrole gibi otomobil markaların üreticisi General Motors, 2018'de sürücüsüz arabaların yollara çıkacağını söylemiş. 2015 yılına kadar testlerin süreceğini belirtmişler. Aradaki üç yılda ne yapılacağı açıklanmamış. Haberde böyle yazıyor. Çok değil 10 yıl kalmış. 10 yıl sonra arabaya şöyle diyeceğiz: "Hadi oğlum, fırından bi sıcak ekmek kap gel!" 10 yıl sonrasının derdi sardı beni şimdiden. Yollarda hayaletler araba kullanacak. Sürücüsüz bir sürü arabanın gezdiğini düşünsenize. Cık, ben şoför tutacağım arkadaş, üniforma giydireceğim hem de.
Malın yanında patronun tanıtımını da yapmak Doğu'nun bir alışkanlığıdır.
Hintli otomobil devi Tata Motor, dünyanın en ucuz otobilini 9. Oto Expo fuarında tanıtmış. Ucuzluğundan olsa gerek Tata Nano'ya "halkın arabası" adı verilmiş. 2500 dolardan satışa sunulacak olan otomobilin tanıtımına patron Ratan Tata da bizzat katılmış. Fotoğraflara bakınca benim de dikkatimi çeken bu oldu. Bir otomobil Batı'da, Amerika'da tanıtılırken patronlar değil, mayolu, bikinili, mini etekli manken kızlar kullanılıyor. Malın yanında patronun tanıtımını da yapmak Doğu'ya hastır. Bizde öyle değil mi? Siyasi parti afişlerinde genel başkanın dev fotoğrafı, kurumların reklamlarında kurum kurum kurulan bir patron boy göstermez mi?
Tata Nano özellikleri
Motoru arkada
30 ile 35 beygir gücünde
Radyosu, kliması yok.
Benzin ve hız göstergeleri dışında göstergesi yok.
Vitesi yok, otomatik vitesli de değil. Yanlış okumadınız vitessiz ve difransiyelsiz. Motosiklerde olduğu gibi vitesi kendisi ayarlıyormuş.
Bagajı yok. Bagaj denilebilecek yere tek sırt çantası sığıyormuş.
635 cc motor
4 kişilik, biraz sıkışınca 5 kişi de binebilir.
Jantları 70 km hıza dayanabilecek güçte üretilmiş.
Bu özellikleri ile Nano'ya "bayan arabası" denebilir mi?
Türkiye'de satılacak mı?
Özelliklerine ve fiyatına bakıp da "Aaa, uygunmuş, hanıma bi tane alayım." diye hemen heveslenmeyin. Türkiye'de satışı henüz yok, olsa bile vergisi, ÖTV'si, plakası derken 10 bin YTL'den aşağı satılmayacağı kesin.
Resimde gördüğünüz 132 bin dolarlık Gogıl çeki ile poz veren adam shoemoney.com'un sahibi. Bu parayı kazanmak kolay olmamış. Aşağıdaki fotoğrafta görüleceği üzre adamcağız erimiş. Üç sene içinde biraz kıllanmış mı yoksa beden hacimce daraldığı için bana mı öyle geliyor.
Bizim ilkokul yıllarımızda tepegöz vardı ve tepegöze yanaşmak, onu taşımak bir ayrıcalıktı. Öğretmenin sevdiği öğrenciler yapabilirdi bunları, ben öyle düşünürdüm en azından. Ol sebepten tepegözle işlenen derslerde hiç bir şey öğrenemedim. Her ne kadar bakanlık okullara tepegöz göndermeye devam etse de ismini büyük hikâyecimizin bir kahramanından alan bu aletler tarihe karışıyor. Lakin projeksiyon cihazları en az tepegöz kadar zahmetli. Bilgisayarla bağlantısının kurulması, perdesinin ayarlanması, odanın karartılması... Bunlar yetmezmiş gibi pahalı aletler bir de bu yansıtıcılar. Öğrendiğim kadarıyla içindeki lambanın da ömrü varmış. Belli bir saat çalıştıktan sonra değiştirilmesi gerekiyormuş ve pahalı imiş o lamba. Yazıcılarda oynanan kapitalist oyun bunlarda da var. Diyorum ki bilgisayar istemeyen, belli bir hafızası olan, içine CD koyabileceğiniz veya hafıza kartı (flaş disk de olabilir) takabileceğiniz bir projektör yok mudur? Tak fişe çalıştır. Ya da dizüstü bilgisayarlarla bütünleştirilemez mi bu cihazlar? Belki de yapılmıştır da piyasaya sürmek için eldekilerin bitmesini bekliyorlardır.
Kadim dostum Murat kendisine ve kardeşine dizüstü bilgisayar almaya karar vermiş. 800 TYL ile 1200 YTL arası bir makine arıyor, işlemcisi Celeron olmayacakmış. Ben de en az 1 GB ram olsun, dedim ve başladık aramaya. Asus'ta karar kıldık. Beğendiğimiz makine şu: ASUS X51R CoreDuo 1.86GHz-T2130 1GB 120GB 15.4VP Şimdi sıra ucuzunu bulmaya geldi. Fiyat arama sitelerine baktım, birbirini tutmuyor fiyatlar. Gogıl'a danıştık. İlk 5 sayfadaki sitelere baktık. Ucuzunu listelediğini söyleyen sitelerden daha iyi sonuçlar elde ettik. Neticede makineyi 168,16 x 6 Taksit 1008,98 YTL'ye bulduk. Tek sorun internet üzerinden sipariş verilmemesi. Mağaza Bursa'da olduğu için bu sorun olmaktan çıktı. Murat, yarın gidip makineye dokunacak ve tekrar pazarlığa tutuşacak. Eğer internetten alışveriş yapılırken ucuzunu bulduğunu söyleyen sitelere itibar etmemek lazımmış.
Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun'da değişiklik yapılmış. Binalarda sigara içilmiyor artık. Bazı kurumların bahçelerinde de içilmeyecekmiş. Bu yasaklama canımı çok sıktı. Bu yaştan sonra tuvalette mi sigara içeceğiz? Bu yasağa henüz hazır değilim. Hem yasaklar daha cazip hale getirmiyor mu bu mereti? Gençler cigaradan böyle mi korunacak? Yasak yerine daha caydırıcı önlemler alınabilirdi. Örneğin, sigara içenlerden sigorta primi daha yüksek alınabilir. Risk artıyor ya hani.
Dün fark ettim. Temanın kullandığı resimler bir ara görünmedi. Aylık 100 mb bandvit olduğu ikazı vardı Gogıl peycıs sayfalarında. Resim dosyalarını Bılogıra yükleyeceğiz biz de.