Kaynağı belirtilmeyen bilgi güvensiz ve değersizdir.
Yok maalesef. Güvenilir, kapsamlı bir etimoloji sözlüğümüz yok. TDK'nın yaşlı profesörleri Atatürk'ün mirasını paylaşmak için CHP ile kavga etmekten etimoloji sözlüğü hazırlayıp gençlerin hizmetine sunmaya fırsat bulamamışlar. TDK, MEB ve diğer devlet kurumları hantallıklarına devam ederlerse gençlerimiz İmla Kılavuzu yerine Gogıl'ı kullanacaklar. Tüm devlet kurumlarının internet sitelerinde İmla Kılavuzu ve Güncel Türkçe Sözlük yer almalı. İsteyen her vebmastır Türkçe sözlüğü sitesine ekleyebilmeli, arama yaptırabilmeli... Daha birçok şey var yapılacak, yapılabilecek. Bunları zamanında TDK'ya madde madde yazdık, sağ olsunlar tenezzül edip cevap yazma gereği duymadılar. Blogcular arasında yapıcam, edicem, çalışıcam... diye yazanlar olsa da dil konusunda hassas davrananlar da var.
Kelimelerin Soyağacı
Kelimelerin Soyağacı, kelime ve deyimlerin hikâyeleri üzerinde eğlenceli duran bir blog. Blogger üzerinde kurulu olduğu için kelimelerin alfabetik sıralanması gibi bazı kolaylıkları sunamıyor. Kelimelerin hikâyesi anlatılırken kaynakların söylenmeyişi güven sorunu doğuruyor. Her yazıda bunu şu kaynaktan, şu kişiden öğrendim demek zor olabilir. Ama en azından sitenin bir yerlerinde, hakkında kısmında kullanılan kaynakların belirtilmesi güzel olurdu.
Şair İsmet Özel'in Mataramda Tuzlu Su serlevhalı şiirinde şu mısralar geçer: rençberlerin o rahat ve oturmuş lehçesinden tiksinirim Köylülerin kendi aralarında konuşurken, içten ve tabii şiveleri hoşuma gider. Türkçenin ses olaylarını yansıtırlar konuşmalarına. Ama o konuşmalar köyde ve köylülerin kendi arasında güzeldir. Ne zaman ki köylü şehirliye özenmeye başlar, konuşmasından dolayı yadırganacağını düşünür, işte o zaman tiksinilecek konuşmalar tırmalar kulakları.
TDK Atatürk'ün mirası için kavga etmekten başka ne yapıyor?
Asım Yıldırım, Duru Türkçe adlı bir kitap çıkarmış Yakamoz Yayınları'ndan. Samanyolu Haber de o kitabın telaffuz yanlışları bölümü tanıtmış, özetlemiş. Bir kitap ile telaffuz yanlışları ancak tespit edilebilir, düzeltilemez. Telaffuz yanlışları bu kadar yaygınsa bunda en büyük günah TDK'nındır. Türk Dil Kurumu her on yılda dilin imlası ile oynamaktan fonetik(sesli) sözlük çıkarmaya fırsat bulamadı. TDK'nın ayıbı sadece fonetik sözlüğün eksikliği değildir. Türkçenin bir etimoloji (kökenbilim) sözlüğünü de çıkaramadı. TDK Atatürk'ün mirası için CHP ile kavga etmekten bu tür işlere vakit bulamamış olabilir. İşte yaygın olan telaffuz yanlışlarımızdan birkaçı: - Ya:rın değil Yarın - Mi:zah değil Miza:h - Hemşire değil Hemşi:re - Felan değil Filan ya da Falan - Alfa:be değil Alfabe diğerlerini görmek için tıklayın.
Bir anket düzenlemiş ve "Google nasıl okunur?" diye sormuştuk. Anketimize katılan 325 kişiden 185 kişi yani ankete katılanların %56'sı Gogıl diye okunur demiş. Biz de vatandaşın kararına katılıyor ve bundan sonra Gogıl diye zikredeceğimizi beyan ediyoruz. İşte anket sonuçları
Vatandaşımız siyaseti takip ediyor. Sevindirici bir durum bu? Lakin tezkere ile teskereyi hatta tezkireyi karıştırıyor. Kısaca açıklayalım efendim.
Tezkere
Pusula, belge, siyasi belge. Askerlik görevinin tamamlandığını gösteren belgeye de tezkere deniyor.
1 Mart 2003 tezkeresi
Amerika, Irak'ı işgal etmek için Türkiye'den yardım istemişti. TBMM yapılan oylama da Silahlı Kuvvetlerin Amerika'ya yardım etmesine "hayır" demişti. Ayrıntılı bilgi için Google'ye danışınız.
Teskere
Sedye. Resimde gördüğünüz aletin daha iptidaisi.
Tezkire
Divan şairlerini hayat hikâyelerinden bahseden kitaplardır. Günümüzün biyografilerine, antolojilerine benzer. Şuara tezkiresi, tezkiretüs şuara diye geçer. Kastamonulu Latifî'nin tezkiresi meşhurdur.
Blogculuğun gücünü tüm dünya bir kez daha gördü. Net Günlüğü'nde yazdığımız yazılar netice verdi ve Google Türkiye müdürünü değiştirmek zorunda kaldı. Net Günlüğü'nde Google üzerinde yazdığımız yazılarda SEO'nun istismar edilebileceğini, Google arama motorunun Türkçeye göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini satır aralarında söylemiştik. Önceki yönetimin yazılarımızı görmezden gelişi, üstelik Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına dahi eklememeleri onları işinden etti.
Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına eklemeyince işlerinden oldular.
Son olarak Google'nin nasıl telaffuz edildiğini soruşturduğumuz anket olayların üzerine tuz biber ekti. Söylentilere göre Google'nin büyük patronlarından Larry Page, "Bunca sene geçti, millete Google'nin nasıl söyleneceğini bile anlatamayan birinin ne işi var leyn orada!" deyip Türkiye genel müdürü değiştirmiş.
Google Türkiye'nin başına geçen Bülent Hiçsönmez'e görevinde başarılar diliyor, selefinin düştüğü hatalara düşmemesi için haberimizin başlığında geçen "değiştirttirdim" sözünü SEO açısından incelemesi için kendisine ödev olarak veriyoruz.
Kullandığım programları tanıtmaya devam ediyorum. Yazım Kılavuzu, Siberya tarafından hazırlanmış ve bedava dağıtılıyor. Bu sayfadan indirebilirsiniz.
Programın tek kusuru bence içerisinde AdSense reklamlarının olması. Bildiğim kadarıyla bir program içine AdSense kodlarını yerleştirmek yasaktır. Programı hazırlayanların AdSense ile özel bir anlaşma yapmış olmalarını umuyorum. Yoksa kurallara uymamaktan doları AdSense hesapları kapatılır. Ayrıca, Türkçe reklam çıktığına rastlamadım. Hem biçimsiz duruyor program içinde. Hem internet bağlantısı olmayan bilgisayarlarda o kısım boş görünüyor. Programı hazırlayanlar AdSense reklamı koymak daha küçük boyutlarda kendi sitelerinin reklamlarını yapsalar daha çok kazanırlar bence.
Hazır söz imladan açılmışken TDK'ya da birkaç laf etmeden olmaz. Biliyorsunuz harf inkılabı 1928'de yapıldı. Aradan geçen 79 yıllık zaman diliminde 10 tane imla (yazım) kılavuzu çıkarıldı. Yani 95-100 yaşlarındaki birisi (Fazıl Hüsnü Dağlarca mesala) işi gücü bırakıp imla kılavuzunu mu takip edecek? Bir dilin imlası ile bu kadar oynanması çok yanlış kanaatimce. Bizim kültürümüz "galat-ı meşhur"u bilir.
Size çok basit bir örnek vereceğim: Yazım Kılavuzu'nun son baskısı 2005 yılında yapıldı. Yine aynı sayfadan öğrendiğimize göre bundan evvelki kılavuz 2000 yılında yayımlanmış. 5 yılda bir dilin imlası değiştiriliyor. Kütüphanelerinizde 2000 yılında ya da daha önceki yıllarda yayımlanan İmla Kılavuz'larına bakın bakalım. Kapakta İmla Kılavuzu mu yazıyor yoksa İmlâ Kılavuzu mu? Bulamayanlar eski kılavuza göre hazırlanan şu sayfalara bakabilirler. Üstelik bu sayfalar "imla kılavuzu" diye aratıldığında Google'de birinci sırada çıkıyor. Ah Türkçem vah Türkçem. Kimlerin eline kaldın böyle! Birde son baskıya bakın buradan. Basit bir uzatma işareti (şapka) meselesini bile halledememiş bir kurum var karşımızda. Bunu bile halledemeyen bir kurumunn internet sözüne "genel ağ" karşılığını önermesi beni şaşırtmıyor.
Benzeri bir kargaşa reklam kelimesinde de var. TDK'ya bakarsanız reklâm diye yazılması gerekiyor. Peki TRT dahil hangi televizyon kanalı reklâm diye yazıyor?
Yazarken konuşulurken ufak tefek hataları yapılması doğaldır. Hele hele Türkçe gibi bir dil ile konuşurken, hızlı yazarkan (blog yazmayı kastediyorum) hata yapmamak imkansızdır. Ben bunu trafik kurallarında benzetiyorum. Kurallara ne kadar uyulsa da kazanın kaçınılmaz olduğu zamanlar olabilir. Dil üzerinde duran, yazdığına azami dikkat eden blogcularımızın olması sevindirici.
Buradan öğrendiğime göre Zurna.com'un sahibi Amerika'da imiş. Amerika'da biraz fazla kalmanın neticelerini görüyorsunuz. Size sadece "bir günlük" "websayfası" veriyor. Virgülden sonra "ve" kullanıyor. Ya da şöyle diyelim "ve"den önce virgül kullanılmaması gerektiğini bilmiyor. Cümledeki ve'lerden biri fazla. Resmi silerler veya değiştirirler diyerekten bir de Blogger'a ekliyorum.
Blog mu diyelim günlük mü diye tartışaduralım, vatandaş bildiğini okuyor. Türkiye'nin en büyük gazetesinin adının yanlış yazılmış hali Mayıs 2007'de Google en çok aranan kelimeler arasında 9. sırada.
Meseleye birkaç açıdan bakmak lazım:
Vatandaşımız yabancı menşeli kelimeleri kendi diline uyduruyor. Hürriyet kelimesi Türk hançeresine uygun değildir. (Merak edenler büyük ünlü, küçük ünlü uyumuna tekrar baksınlar) Ve vatandaşımız konuştuğu gibi yazma eğiliminde. İnternet kullanıcısının büyük çoğunluğunun 30 yaş altındaki kişiler olduğunu tahmin ediyorum. Demek ki bir nesile okuma, yazma ve konuşmayı doğru dürüst öğretememişiz.
Türk internet kullanıcısının internet ve bilgisayar kültürü zayıf. Her ne kadar Mozilla Firefox en çok aranan kelimeler arasında girse de çoğu kişi tarayıcının adres çubuğunu kullanmıyor. Bunun yerine gitmek istediği sayfanın adının Google'ye yazıyor.
Google internette bir tekel olma yolunda ilerliyor.
Bir internet sayfası Google'de ilk sayfalarda yoksa internette yok demektir. Blogcuların, internetle uğraşanların bunu göz ardı etmemeleri gerekiyor.
Google'nin bu sayfada verdiği verilere bakarak Türk internet kullanıcısın interneti ne amaçla kullanıdığı görülebilir. Örneğin; Nisan 2007'de en çok aranan "kitap özeti" imiş. "Kitap özeti"ni Mayıs 2007'de ilk 15 içinde görmüyoruz. Çünkü artık yıllık ödevler teslim edildi. Okulda dersler gevşedi, okulu asmalar arttı. Şimdi internet kafelerde oyun zamanı. Mayıs 2007'de en çok aranan kelime "tekken". Öğretmenlerimiz yıllık ödevlerini belirlerken bunları göz önünde bulundursun:)
Zeitgeist arşivine baktığımızda Türkiye'de son aylarda aranan kelimelerde bir dalgalanma olduğunu görüyoruz. Önceki yıllarda ise bir istikrar var. Gazeteler ve spor kulüpleri peşpeşe birkaç ay ilk 10 içinde yer alıyorken son aylarda en çok arananlar arasında kendilerine yer bulamıyorlar. Google'nin bize sunduğu Zeitgeist' e pek güvenmiyorum açıkçası. Bu veriler çok sağlıklı gelmiyor bana.
Hürrüyet kelimesinin çok aranmasını fırsat bilenler hemen işe koyulmuş. Bakınız Hürrüyett. SEO icat oldu mertlik bozuldu diye bir netsözü uydurayım bari.
Yanlıştan para kazanmayı akledenler de var. İnternetten nasıl para kazanılır diye soranlara olan aklımı size mi vereyim diyorum.
Millet harıl harıl tartışıyor, blog mu günlük mü? Bu sorunun cevabı çok basit efendim, tabii ki blog. Vay efendim blog kelimesi Türkçe değilmiş. Kim demiş değil diye? Günlük kelimesi ne kadar Türkçe ise blog da o kadar Türkçe'dir. Misallerle açalım efendim. Şu kelimelere Türkçe değil diyebilir miyiz: anahtar, adam, şans, akıl, mühendis, numara, not vs... Meraklıları kelimelerin kökenlerine şuradan bakabilirler.
"Günlük kelimesi ne kadar Türkçe ise blog da o kadar Türkçe'dir." demiştim. Açıklamaya çalışayım: İmdi günlük türemiş bir kelimedir. Gün- köküne -lük yapım eki getirilerek yapılmıştır. -lık, -lik, -luk, -lük eki addan ad yapmak için kullanılır. Eklendiği kelimeler mekan bildirebilir veya kap ismi olabilir: kömürlük, tuzluk, taşlık... Bir kavramı karşılayabilir: Evlilik, tembellik, çalışkanlık... Yıl, ay, hafta, gün, saat, mevsim, yaz, kış gibi zaman bildiren kelimelere eklendiğinde o kelimeleri sıfat yapar. Yazlık elbise, yıllık izin, günlük işler....
Günlük kelimesinin "bir yazı türü, edebi tür" anlamlarında kullanılması dilin bu mantığından dolayı uygun değildir. Bundan dolayı günlük kelimesi yerine jurnal'i tercih edenler var. Bu vakitten sonra günlük kelimesi dilden çıkarılamaz. Şöyle ya da böyle kullanılıyor.
Gelelim blog kelimesine: Yabancıdır diye kullanmayalım deniyor. Yukarıda saydığım kelimeler de yabancı idi, onları da dilden atacak mıyız? Diyeceksiniz ki o kelimeler uzun zamandır kullanılıyor ve dile yerleşmiş. Maalesef blog kelimesi de öyle oldu. Birkaç sene içinde yerleşiverdi dile. Asrımız süratli. Bizim TDK'daki yaşlı profesörlerimiz "Genel Ağ" "çenebazlık" kelimelerini türetesiye kadar gençlerimiz "internete girip çetleştiler." Şimdilerde blogluyorlar, iyi de ediyorlar. Bloglasınlar, bloglama dalsınlar nete.
Esasen bu hamur daha çok su götürür. Ara ara değiniriz. Tartışmalar şuralarda sürüyor.