21 Nisan 2008
B
ir nahivci, yâni gramerci, bir gün bir gemiye biner. Denizde yol alırken kaptana şunu sorar:
-Kaptan, gramer bilir misin? Kaptan:
-Hayır, bilmem, der.
Gramerci, bütün hazmedilmemiş bilgilerin sâliklerinde görülen bir gururla kasılarak meş'um hükmü bastırır:
-Öyleyse yarın ömrün ziyân oldu!...
Derken, denizde fırtına kopar. Sular bir anda karışır, gemi dalgalar üzerinde fındık kabuğu gibi sallanıp çatırdamaya başlar.
Bu sefer de gemici gramerciye sorar:
-Efendi, yüzmek bilir misin?
Adam dehşet içinde "Hayır, bilmem!" deyince, gemici mukadder hükmü söylemek zorunda kalır.
-Öyle ise bütün ömrün ziyân oldu!..." (Gramerci, Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, s. 191-192, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, Ekim 2002)
Ne zaman dil mevzuu açılsa yukarıya iktibas ettiğimiz hikâye gelir aklıma. İlk mektebin birinci sınıfından başlayarak gramer gösterilir bizlere. Lakin yazılarımız, konuşmalarımız hatalarla doludur. Kuru gramer bilgisi bir işe yaramaz. Blogcularımız dilbilgisi öğretimini eğlenceli hale getirebileceklerdir.
Dilbilgisi talimi eğlenceli hale getirilirse "kuru"luk bir nebze olsun ortadan kalkacak, öğrenilenler tatbik edilebilecektir.
Mektep sıralarında oflaya puflaya, uyuya sıkıla dinlediğiniz dilbilgisi ve edebiyat derslerinde kaçırdıklarınızı belki bloglar aleminde ve internette bulabilirsiniz. Sizlere yardımcı olayım, işte seçtiğim yazılar ve bazı siteler:
Edebi Sanatlar - Annemin Mutfak Kokusu
Kocaeli'nde Mi Kocaeli'de Mi? - Kelimelerin Soyağacı
Google ve Tercüme: Bilinmeyen Kelimeleri Google'da Bulmak USA-TURK.com
Kelimelerin ve yer isimlerinin hikâyesi - Tercüman Gazetesi Arşivi (Barış Özkök, maalesef sadece 2005 yılında yazmış.)
Yeminli Tercüman
Telif Tercüme
Mustafa Barış Özkök
Etiketler: avare, blog, dil, dil bilinci, eğitim

|
E-postayla Gönder! |
06 Nisan 2008
Oynamasını bilmeyen kız "yerim dar" demiş. Yerini genişletmişler "yenim dar" demiş.
Deveye "inişi mi seversin yokuşu mu" demişler; "düz yere mi girdi" demiş.
Eşeği düğüne çağırmışlar; "ya odun eksik, ya su" demiş.
Kurda "neden boynun kalın" demişler; "işimi kendim görürüm de ondan" demiş.
Katıra "baban kim" demişler; "dayım at" demiş.
Yengece "niçin yan yan gidersin*' demişler; "serde kabadayılık var" demiş.
Kediye "bokun kimya" demişler; üstünü örtmüş. Terziye "göç" demişler; "iğnem başımda" demiş.
Tilkiye "tavuk kebabı yer misin" demişler; "adamın güleceğini getiriyorsunuz" demiş.
Ağaca balta vurmuşlar; "soyu bedenimden" demiş.
Tencere demiş: "dibim altın"; kepçe demiş: "girdim çıktım"
Yalancının evi yanmış; kimse inanmamış.
Kaynak: ÖMER ASIM AKSOY - ATASÖZLERİ VE DEYİMLER SÖZLÜĞÜ
Etiketler: avare, dil, dil bilinci

|
E-postayla Gönder! |
16 Mart 2008
Kaynağı belirtilmeyen bilgi güvensiz ve değersizdir.
Yok maalesef. Güvenilir, kapsamlı bir etimoloji sözlüğümüz yok.
TDK'nın yaşlı profesörleri
Atatürk'ün mirasını paylaşmak için
CHP ile kavga etmekten etimoloji sözlüğü hazırlayıp gençlerin hizmetine sunmaya fırsat bulamamışlar.
TDK,
MEB ve diğer devlet kurumları hantallıklarına devam ederlerse gençlerimiz
İmla Kılavuzu yerine
Gogıl'ı kullanacaklar.
Tüm devlet kurumlarının internet sitelerinde İmla Kılavuzu ve Güncel Türkçe Sözlük yer almalı. İsteyen her vebmastır Türkçe sözlüğü sitesine ekleyebilmeli, arama yaptırabilmeli... Daha birçok şey var yapılacak, yapılabilecek. Bunları zamanında TDK'ya madde madde yazdık, sağ olsunlar tenezzül edip cevap yazma gereği duymadılar.
Blogcular arasında yapıcam, edicem, çalışıcam... diye yazanlar olsa da dil konusunda hassas davrananlar da var.
Kelimelerin Soyağacı
Kelimelerin Soyağacı, kelime ve deyimlerin hikâyeleri üzerinde eğlenceli duran bir blog. Blogger üzerinde kurulu olduğu için kelimelerin alfabetik sıralanması gibi bazı kolaylıkları sunamıyor. Kelimelerin hikâyesi anlatılırken kaynakların söylenmeyişi güven sorunu doğuruyor. Her yazıda bunu şu kaynaktan, şu kişiden öğrendim demek zor olabilir. Ama en azından sitenin bir yerlerinde, hakkında kısmında kullanılan kaynakların belirtilmesi güzel olurdu.
İnternette Sözlükler
Farsça - İngilizce
Bulmaca Sözlüğü
Sözlerin Soyağacı (Etimoloji Sözlüğü)
Diller arası
MikroBeta Türkçe Sözlük
Küfür Sözlüğü (Türkçe dahil onlarca dil)
Güncel Türkçe Sözlük
Bir Sözlük (Kullanıcılar katkıda bulunabiliyor)
Osmanlıca Sözlük
Ebruli Sözlük (Osmanlıca Sözlük. Kelime sayısı az fakat güzel bir tasarımı var.)
İlgili bağlantılar
Dil Yazıları
Şeb-i Aruz değil Şeb-i Arûs
Telaffuz yanlışları
Halk karar verdi: Gogıl diye okunur.
Yaza yaza Google Türkiye müdürünü değiştirttirdim.
Etiketler: avare, blog, dil, dil bilinci, İnternet dili, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
18 Aralık 2007
İnsanın "Hay dilinizi eşek arısı soksun!" diyesi geliyor.
Kelli felli gazetelerimiz ve televizyonlarımız bile yanlış yazıyor Mevlana'nın düğün gecesini.
Aruz, Arapların milli veznidir. Arûs ise düğün gecesi, kavuşma gecesi, gelin anlamlarına gelmektedir. Şeb ise gece demektir.
Neti kurcaladım, şöyle dişe dokunur, adam gibi bir Osmanlıca sözlük bulamadım. Ol sebepten bir sözlük tavsiye edemeyeceğim.
Etiketler: avare, dil, dil bilinci, dindar, Gazete, gazete haberleri

|
E-postayla Gönder! |
05 Aralık 2007
Şair İsmet Özel'in Mataramda Tuzlu Su serlevhalı şiirinde şu mısralar geçer:
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirimKöylülerin kendi aralarında konuşurken, içten ve tabii şiveleri hoşuma gider. Türkçenin ses olaylarını yansıtırlar konuşmalarına. Ama o konuşmalar köyde ve köylülerin kendi arasında güzeldir. Ne zaman ki köylü şehirliye özenmeye başlar, konuşmasından dolayı yadırganacağını düşünür, işte o zaman tiksinilecek konuşmalar tırmalar kulakları.
TDK Atatürk'ün mirası için kavga etmekten başka ne yapıyor?
Asım Yıldırım, Duru Türkçe adlı bir kitap çıkarmış Yakamoz Yayınları'ndan. Samanyolu Haber de o kitabın telaffuz yanlışları bölümü tanıtmış, özetlemiş. Bir kitap ile telaffuz yanlışları ancak tespit edilebilir, düzeltilemez. Telaffuz yanlışları bu kadar yaygınsa bunda en büyük günah TDK'nındır. Türk Dil Kurumu her on yılda dilin
imlası ile oynamaktan fonetik(sesli) sözlük çıkarmaya fırsat bulamadı. TDK'nın ayıbı sadece fonetik sözlüğün eksikliği değildir. Türkçenin bir etimoloji (kökenbilim) sözlüğünü de çıkaramadı. TDK Atatürk'ün mirası için CHP ile kavga etmekten bu tür işlere vakit bulamamış olabilir.
İşte yaygın olan telaffuz yanlışlarımızdan birkaçı:
- Ya:rın değil Yarın
- Mi:zah değil Miza:h
- Hemşire değil Hemşi:re
- Felan değil Filan ya da Falan
- Alfa:be değil Alfabe
diğerlerini görmek için tıklayın.
Etiketler: avare, dil, dil bilinci, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
03 Kasım 2007
Bir anket düzenlemiş ve "Google nasıl okunur?" diye sormuştuk. Anketimize katılan 325 kişiden 185 kişi yani ankete katılanların %56'sı Gogıl diye okunur demiş. Biz de vatandaşın kararına katılıyor ve bundan sonra Gogıl diye zikredeceğimizi beyan ediyoruz. İşte anket sonuçları
Yazıldığı gibi | |
Gogıl | |
Gugıl | |
Gûgıl | |
Gôgıl | |
Gogle | |
Şu ana kadar kullanılan oy sayısı: 325
Etiketler: anket, anket sonuçları, avare, dil, dil bilinci, Google, internet, İnternet dili, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
19 Ekim 2007
Vatandaşımız siyaseti takip ediyor. Sevindirici bir durum bu? Lakin tezkere ile teskereyi hatta tezkireyi karıştırıyor. Kısaca açıklayalım efendim.
Tezkere
Pusula, belge, siyasi belge. Askerlik görevinin tamamlandığını gösteren belgeye de tezkere deniyor.
1 Mart 2003 tezkeresi
Amerika, Irak'ı işgal etmek için Türkiye'den yardım istemişti. TBMM yapılan oylama da Silahlı Kuvvetlerin Amerika'ya yardım etmesine "hayır" demişti. Ayrıntılı bilgi için Google'ye danışınız.
Teskere
Sedye. Resimde gördüğünüz aletin daha iptidaisi.


Tezkire
Divan şairlerini hayat hikâyelerinden bahseden kitaplardır. Günümüzün biyografilerine, antolojilerine benzer. Şuara tezkiresi, tezkiretüs şuara diye geçer. Kastamonulu Latifî'nin tezkiresi meşhurdur.
Etiketler: avare, dil, dil bilinci, siyaset, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
17 Ekim 2007
Blogculuğun gücünü tüm dünya bir kez daha gördü.
Net Günlüğü'nde yazdığımız yazılar netice verdi ve Google Türkiye müdürünü
değiştirmek zorunda kaldı.
Net Günlüğü'nde Google üzerinde yazdığımız yazılarda SEO'nun istismar edilebileceğini, Google arama motorunun Türkçeye göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini satır aralarında söylemiştik. Önceki yönetimin yazılarımızı görmezden gelişi, üstelik Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına dahi eklememeleri onları işinden etti. Net Günlüğü'nü RSS okuyucularına eklemeyince işlerinden oldular.
Net Günlüğü neler demişti?
Dil makineleşiyor
Türkçedeki izafiyet terkipleri, yeni adıyla ad tamlamaları SEO'nun belini kırar
Birileri Google'yi kandırıyor
Son olarak Google'nin nasıl telaffuz edildiğini soruşturduğumuz anket olayların üzerine tuz biber ekti. Söylentilere göre Google'nin büyük patronlarından Larry Page, "Bunca sene geçti, millete Google'nin nasıl söyleneceğini bile anlatamayan birinin ne işi var leyn orada!" deyip Türkiye genel müdürü değiştirmiş.
Google Türkiye'nin başına geçen Bülent Hiçsönmez'e görevinde başarılar diliyor, selefinin düştüğü hatalara düşmemesi için haberimizin başlığında geçen "değiştirttirdim" sözünü SEO açısından incelemesi için kendisine ödev olarak veriyoruz.
Etiketler: Atma Recep din kardeşiyiz, avare, dil, Google, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
Google'nin kimseye söylendiği falan yok. Koskoca internet ağası kendi kendine söylenir mi hiç? Veriverir ağzının payını. Sandbox'u var, AdSense'den banı var, varoğlu var.
Anasayfada, hemen sağ üst köşede bir anketimiz var. Sizce nasıl okunur Google?
Katılımınız ve yorumlarınız için teşekkürler...
Güncelleme: Anket sona ermiştir, sonuçları bu sayfada görebilirsinizEtiketler: anket, avare, dil, dil bilinci, Google, İnternet dili
|
E-postayla Gönder! |
14 Eylül 2007

M
übarek ramazan ayının tartışmaları da bir başka oluyor.
Hımmm, afyonu patlamak deyiminin hikayesi geldi aklıma.
Eskiden afyonkeşler ramazan ayında, afyonu küçük, mercimek tanesi haline getirir, sonrada onu kağıda sarıp mideye gönderirlermiş. Midede kağıt erir, afyon vücuda dağılır ve böylece tiryakimiz rahat edermiş. Bir afyonun yetmediği uzun ramazan günlerinde iki üç tane afyon gönderilirmiş mideye. Tabii onların kağıtları birkaç kat olurmuş. Sabah saatlerinde birincisi erir, öğlene doğru ikincisi...
Kağıtların erimediği zamanlar olurmuş bazen, tiryaki kıvrım kıvrım kıvranırmış o zaman.
İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek adlı kitabından okumuştum bu hikâyeyi. Başka deyimlerin hikâyesi için adı geçen kitaba bakabilirsiniz.Etiketler: avare, dil, orucu bozmayan şeyler, orucu ne bozar, Ramazan
|
E-postayla Gönder! |
27 Ağustos 2007
Daha önce ülkemizdeki internet kullanımı ve Google üzerinde durmuştuk. Google'de kendine yer bulamayan siteyi internette yok sayabiliriz. Çün Google internetin tanrısı gibi.
İmdi siz site hazırlarsınız, Google'de hazırladığınız siteye uğrar ve sitenizi arşivler. İnternet kullanıcıları bir kelimeyi veya kelimeleri arattığında sitenizi onlara gösterir. Buraya kadar olanlar malumu ilam yani herkesçe biliniyor.
Benim dikkati çekmek istediğim konu diller ve Google.
Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor.
Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler.
Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır.
Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.Etiketler: AdSense, avare, dil, Google, Google indexlemesi, İnternet dili, internet Türkçesi, internetten para kazan, internetten para kazanmak
|
E-postayla Gönder! |
28 Haziran 2007
Senelerdir okuduğumuz; bayilerde, bakkallarda gördüğümüz, üzerinde yemek yediğimiz gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazıyoruz.
Google aramalarında en çok artış gösteren kelimeler üzerinde durmaya devam ediyoruz. "ronaldinho resimleri" Mayıs 2007'de 15. sırada.
Futbola ve futbolculara karşı olan merakın üzerinde duracak değilim. Onu sosyologlarımız yapsın. Güzel gülümseyen, yakışıklı zenci topcunun kadınlar tarafından mı erkekler tarafından mı arandığını da düşünmüyor ve merak etmiyorum. Serdar Turgut merak etmiştir nasıl olsa, o yazsın:D
Benim garipsediğim, memleket insanının senelerdir okuduğu; bayilerde, bakkallarda gördüğü, üzerinde yemek yediği gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazmasıdır.
Ronaldinyon, ronaldenyo, Ronal denyo, ronaldinio yazmıyor da hangi dilden olduğunu bilmediğim bir kelimeyi doğru yazıyor.
Ne efsunkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten
diyen şairin, Sedat Simavi'nin kemikleri sızlıyordur mezarda.
Sen senelerdir gazetecilik yapmak yerine cıbıldak kadın resimleri yayımlarsan vatandaş senin gazetenin ismini okumayacak, resimlerine bakacaktır.
Etiketler: avare, dil, eğitim, Google, internet, internet Türkçesi, ronaldinyo resimleri, ronaldinyo videoları
|
E-postayla Gönder! |
24 Haziran 2007
Kullandığım programları tanıtmaya devam ediyorum.
Yazım Kılavuzu, Siberya tarafından hazırlanmış ve bedava dağıtılıyor. Bu sayfadan indirebilirsiniz.
Programın tek kusuru bence içerisinde AdSense reklamlarının olması. Bildiğim kadarıyla bir program içine AdSense kodlarını yerleştirmek yasaktır. Programı hazırlayanların AdSense ile özel bir anlaşma yapmış olmalarını umuyorum. Yoksa kurallara uymamaktan doları AdSense hesapları kapatılır. Ayrıca, Türkçe reklam çıktığına rastlamadım. Hem biçimsiz duruyor program içinde. Hem internet bağlantısı olmayan bilgisayarlarda o kısım boş görünüyor. Programı hazırlayanlar AdSense reklamı koymak daha küçük boyutlarda kendi sitelerinin reklamlarını yapsalar daha çok kazanırlar bence.
Hazır söz imladan açılmışken TDK'ya da birkaç laf etmeden olmaz. Biliyorsunuz harf inkılabı 1928'de yapıldı. Aradan geçen 79 yıllık zaman diliminde 10 tane imla (yazım) kılavuzu çıkarıldı. Yani 95-100 yaşlarındaki birisi (Fazıl Hüsnü Dağlarca mesala) işi gücü bırakıp imla kılavuzunu mu takip edecek? Bir dilin imlası ile bu kadar oynanması çok yanlış kanaatimce. Bizim kültürümüz "galat-ı meşhur"u bilir.
Size çok basit bir örnek vereceğim: Yazım Kılavuzu'nun son baskısı 2005 yılında yapıldı. Yine aynı sayfadan öğrendiğimize göre bundan evvelki kılavuz 2000 yılında yayımlanmış. 5 yılda bir dilin imlası değiştiriliyor. Kütüphanelerinizde 2000 yılında ya da daha önceki yıllarda yayımlanan İmla Kılavuz'larına bakın bakalım. Kapakta İmla Kılavuzu mu yazıyor yoksa İmlâ Kılavuzu mu? Bulamayanlar eski kılavuza göre hazırlanan şu sayfalara bakabilirler. Üstelik bu sayfalar "imla kılavuzu" diye aratıldığında Google'de birinci sırada çıkıyor. Ah Türkçem vah Türkçem. Kimlerin eline kaldın böyle! Birde son baskıya bakın buradan. Basit bir uzatma işareti (şapka) meselesini bile halledememiş bir kurum var karşımızda. Bunu bile halledemeyen bir kurumunn internet sözüne "genel ağ" karşılığını önermesi beni şaşırtmıyor.
Benzeri bir kargaşa reklam kelimesinde de var. TDK'ya bakarsanız reklâm diye yazılması gerekiyor. Peki TRT dahil hangi televizyon kanalı reklâm diye yazıyor?
Yazarken konuşulurken ufak tefek hataları yapılması doğaldır. Hele hele Türkçe gibi bir dil ile konuşurken, hızlı yazarkan (blog yazmayı kastediyorum) hata yapmamak imkansızdır. Ben bunu trafik kurallarında benzetiyorum. Kurallara ne kadar uyulsa da kazanın kaçınılmaz olduğu zamanlar olabilir. Dil üzerinde duran, yazdığına azami dikkat eden blogcularımızın olması sevindirici.
TDK'ya rağmen Türkçe yaşayacak:)Etiketler: avare, blogcu, dil, dil bilinci, imla kılavuzu, internet Türkçesi, program, Türkçe
|
E-postayla Gönder! |
Buradan öğrendiğime göre Zurna.com'un sahibi Amerika'da imiş. Amerika'da biraz fazla kalmanın neticelerini görüyorsunuz. Size sadece "bir günlük" "websayfası" veriyor. Virgülden sonra "ve" kullanıyor. Ya da şöyle diyelim "ve"den önce virgül kullanılmaması gerektiğini bilmiyor. Cümledeki ve'lerden biri fazla.
Resmi silerler veya değiştirirler diyerekten bir de Blogger'a ekliyorum.

Etiketler: avare, dil, internet Türkçesi, Türkçe
|
E-postayla Gönder! |
23 Haziran 2007
Blog mu diyelim günlük mü diye tartışaduralım, vatandaş bildiğini okuyor. Türkiye'nin en büyük gazetesinin adının yanlış yazılmış hali Mayıs 2007'de Google en çok aranan kelimeler arasında 9. sırada.
Meseleye birkaç açıdan bakmak lazım:
Etiketler: avare, dil, Google, Hürrüyet gastesi, internet, internet reklamcılığı, internet Türkçesi, Türkçe
|
E-postayla Gönder! |
20 Haziran 2007
Birkaç gündür blog mu günlük mü tartışmalarını takip ediyorum. Hatta bazılarına katıldım tartışmaların. Oradaki avare ben oluyorum efendim. Bu sayfaların adı (adresinin bir kısmı) Net Günlüğü iken blog kelimesinin kullanılmasını savundum ve bu hiç kimsenin dikkatini çekmedi.
İnternet zaman içinde kendine ait bir dili kendiliğinden oluşturacak ve bu dil sadece internette kullanılacak.
Tartışmaya biryerinden katılmalıydım çünkü backlink almam gerekiyor. -Burada hemen önceki tartışmaya dönelim kısaca. Backlink kelimesini kullandım kasıtlı olarak ama yanına almak kelimesini ekledim yani Türkçe bir kullanım oldu. Geri bağlantı, ya da geri köprü tamlamalarını tercih etmedim, çünkü anlaşılmayabilirdi neyi kastettiğim. Yaygın olan kullanım backlink olduğu için bunu tercih ettim. - Münazara ve polemiği sevdiğim için günlük kelimesine karşı çıkıp blog kelimesinin kullanımını savunuyor değilim. Tartışmaya katılmamın esas sebebi siteyi duyurmak ve Google'ye varlığımı göstermekti. Zaman içinde Page Rank alırsam site aramalarda üste çıkacak.
Türk blogcular içinde en faal olan wolkanca'dır sanırım. Şu sayfada Volkan için şunlar yazılmış: "İşte gördüğünüz gibi amiyane tabir ile Google’a oynayan bir blogger. Ama öbür taraftan da makyavelist bir mantıkla bir çok internet kullanıcısını kendisinden haberdar ediyor. Etikliği her zaman tartışılabilir, lakin tekrar etmekte fayda var: wolkanca’nın blogu çok başarılı bir SEO çalışmasıdır. Bu yönden tebriği hak ediyor."
Volkan'ın yaptıklarında etik açıdan bir mahsur görmüyorum ben. Maksadı siteye ziyaretçi çekmek ve para kazanmak.
Ticaretin ve para kazanmanın en temel şartlarındandır etkileyici bir dil kullanmak. Bir bakkal olsanız da otomobil tamircisi olsanız da muhataplarınızla dil ile anlaşırsınız. İnternette dili kullanırken öncelikle bir bilgisayar programını, (Gogıl, Emesen, yaho) düşünemeyen, hissedemeyen bir mankurtu ikna edeceksiniz.
Başta wolkanca olmak üzere, diğer blogculara şunu sormak lazım: Yazılarınızı kaleme alırken önce Google'yi mi düşünüyorsunuz? Yani Google ile nasıl anlaşabileceğinizi yani onu nasıl kandırabileceğinizi hesaba katıyor musunuz? Eğer bu sorunun cevabı evet ise dil için tehlike orada başlıyor. Bir program için kaleme alıyorsunuz metni, dili o makine için kullanıyorsunuz. Yoksa blog, backlink, online kelimelerini kullanmakla Türkçe'ye, İngilizce dışındaki dillere birşey olmaz.

Sadece Türkçe değil bence tüm diller tehdit altında. İnternet hayatımıza öyle bir girdi ki herşeyimize tesir etti. Ve interneti arama motoru denilen bilgisayar programları yönetiyor. Google, MSN, Yahoo olmadan bugünkü internet olur muydu? Ve internette ben varım demek için Google'de görünmeniz lazım değil mi? İnternetten alışveriş yapıyor, internetten para kazanıyor, internette tanışıyor, internette eğleniyor, sohbet ediyoruz. Hayatımıza bu denli girdi ve çıkacağa benzemiyor. Daha da girecek evlerimize, köylerimize, beyinlerimize.
Belki de bu kadar karamsar olmaya gerek yok. İnternet zaman içinde kendine ait bir dili kendiliğinden oluşturacak ve bu dil sadece internette kullanılacak. Türkçe'ye sahip çıkmak isteyenler siz Refik Halit Karay'ı, Tanpınar'ı, Yahya Kemal'i okuyun. Okuyup rahatça anlayabilin onları. Metinlerinizi onlar gibi kaleme alın.
Yukarıda otomobil tamircisi kelimelerini kalın yazdım. Niye mi? Bu sayfadaki 9. maddeye bakın.:)
Etiketler: avare, dil, dil bilinci, İnternet dili, internet Türkçesi, mankurt
|
E-postayla Gönder! |
19 Haziran 2007
Millet harıl harıl tartışıyor, blog mu günlük mü? Bu sorunun cevabı çok basit efendim, tabii ki blog.
Vay efendim blog kelimesi Türkçe değilmiş. Kim demiş değil diye? Günlük kelimesi ne kadar Türkçe ise blog da o kadar Türkçe'dir. Misallerle açalım efendim. Şu kelimelere Türkçe değil diyebilir miyiz: anahtar, adam, şans, akıl, mühendis, numara, not vs... Meraklıları kelimelerin kökenlerine şuradan bakabilirler.
"Günlük kelimesi ne kadar Türkçe ise blog da o kadar Türkçe'dir." demiştim. Açıklamaya çalışayım: İmdi günlük türemiş bir kelimedir. Gün- köküne -lük yapım eki getirilerek yapılmıştır. -lık, -lik, -luk, -lük eki addan ad yapmak için kullanılır. Eklendiği kelimeler mekan bildirebilir veya kap ismi olabilir: kömürlük, tuzluk, taşlık... Bir kavramı karşılayabilir: Evlilik, tembellik, çalışkanlık... Yıl, ay, hafta, gün, saat, mevsim, yaz, kış gibi zaman bildiren kelimelere eklendiğinde o kelimeleri sıfat yapar. Yazlık elbise, yıllık izin, günlük işler....
Günlük kelimesinin "bir yazı türü, edebi tür" anlamlarında kullanılması dilin bu mantığından dolayı uygun değildir. Bundan dolayı günlük kelimesi yerine jurnal'i tercih edenler var. Bu vakitten sonra günlük kelimesi dilden çıkarılamaz. Şöyle ya da böyle kullanılıyor.
Gelelim blog kelimesine: Yabancıdır diye kullanmayalım deniyor. Yukarıda saydığım kelimeler de yabancı idi, onları da dilden atacak mıyız? Diyeceksiniz ki o kelimeler uzun zamandır kullanılıyor ve dile yerleşmiş. Maalesef blog kelimesi de öyle oldu. Birkaç sene içinde yerleşiverdi dile. Asrımız süratli. Bizim TDK'daki yaşlı profesörlerimiz "Genel Ağ" "çenebazlık" kelimelerini türetesiye kadar gençlerimiz "internete girip çetleştiler." Şimdilerde blogluyorlar, iyi de ediyorlar. Bloglasınlar, bloglama dalsınlar nete.
Esasen bu hamur daha çok su götürür. Ara ara değiniriz.
Tartışmalar şuralarda sürüyor.
Seri yazmak zorunda kaldım, sürç-i klavye ettikse affola.Etiketler: avare, blog nedir, blogcu, blogcu kimdir, dil, günlük değil blog, Türkçe
|
E-postayla Gönder! |
17 Haziran 2007
İnternet yayımcılığına bulaşan ve bu işten az çok para kazanmak isteyen biri olarak reklâmlara (TDK'ya sorarsanız a şapkalı olacak, TRT dahil kaç kişi uyuyor bu kurala) dikkatle bakıyorum. TV reklâmlarında çok başarılı bulduklarıma var. 20 saniyeye ne kadar çok şey sığdırıyorlar öyle, ne müthiş senaryolar onlar...
Gazetelerin özellikle hafta sonu eklerinde bol bol şarap, rakı vs... reklamı mevcut. Hatta alkollü içkiler için özel sayfaları var gazetelerin. Dolaylı reklam bu da. Bir şarap üreticisinin reklamı dikkatimi çekti. İsmini vermiyorum şarapçının.
Yarım sayfalık bir reklâm. Gayet net bir fotoğraf. Fotoğrafta 6 kişi var. Tahmin ettiğiniz gibi dördü kadın, üçü erkek. (Anlatıyorum, çünkü fotoğrafı nette bulamadım.) Soldan sağa doğru anlatıyorum:(Sırasıyla) Birinci kadın masanın ucuna oturmuş, birinci adam beline dolanmış. İkinci adam sandalyede, ikinci kadın üçüncü adamın kucağına oturmuş, fakat eli ikinci adamın boynunda. Üçüncü ve dördüncü kadınlar kahkaha ile ayakta şaraplarını yudumluyorlar.
Dikkatimi çeken bir şey daha var. Kadınlar genç, erkekler orta yaşlı. Beyaz saçlılar var arasında erkeklerin.
Gözden kaçmayacak bir reklâm, ürünü tanıtıyor. Fakat üzerinde durunca farklı yorumlar çıkıyor en iyisi fazla bakmamak.
Diğer sayfada bir başka alkollü içki reklamı: Ortada bir rakı şişesi, üstte şu yazıyor: Kayınvaldem iki hafta bizde kalacak, gel de içme" Attaki yazı: Türklerin nedene yok ihtiyacı yok" Cık, ikinci cümleyi sevmedim. "Neden" kelimesi uymamış oraya. Şu cümle daha güzel gitmez miydi? "Türkler sebep aramaz."
Etiketler: avare, dil, fotoğraf, Reklam metinleri, reklam senaryosu, Reklâm, Reklâm oyuncuları
|
E-postayla Gönder! |