Türban'ı sevmedim. Eşarplar daha kullanışlı. İmdi memureler, hemşireler eşarplarını videoda gösterildiği gibi çanta şeklinde kullanarak kamusal alanda hizmet verebilirler mi? Kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum. Demek ki neymiş: mesele eşarp, başörtüsü, türban, tülbent, yazma, çember meselesi değilmiş. Bunların nereye takıldığı meselesiymiş yani kafa yani zihniyet yani kapasite meselesiymiş.
Komşumuz İran arabasını üretti, Türkiye'de satılıyor bile. Samand firması Türkiye'den 20 gazetecimizi İran'a davet etmiş, yemek yedirmiş. Hanım gasteciler başlarına bir örtü (türban değil ha!) dolamışlar. Dolamışlar diyorum.
180 km hızla giden sürücüye kelimeyi şehadet getir diyen arabalar çıkıyor.
Bak şimdi kelime oyunu yapmaya lüzum yok. Ben kimseye başı bağlı, başı boş, başı dolaşık demiyorum. Bu gazetecilemiz onca yolu islami araç için teptilerse yazık olmuş. İnsan biraz çevresine bakar değil mi? Memleketimizde islami araçlar zaten vardı. "Huzur İslamda" "Allahın dediği olur" "Allahın adıyla" yazılarını kamyonlarda görmemişler sanırım. Göremezler tabii, sebze haline uğradıkları yok ki... Gerçi o araçlar sonradan islami hüviyet kazanmış oluyor. Evreka, buldum, vecettü... Neyi buldun be adam! İslami Modifiye. Bu yapılanlar islami modifiye olamaz mı?
İslami araçların özellikleri
Kıbleyi gösterecekmiş, namaz vakitlerini söylecekmiş. Kuran koymak için özel bölmeleri varmış. Canım yeni şeyler değil ki bunlar. Dikiz aynasında muska, vites kolunda tesbih asılı arabalar, taksiler görmediniz mi hiç? Besmele çekmeden direksiyona oturan kaç şoför gördünüz? Uzun yola çıkmadan önce Ayetel Kürsi okuyanlara rastlamadınız mı? Birazcık aklını kullananlar pusulaya baktığında kıbleyi de bulabilir. Namaz vakti dediğimiz öyle iki üç dakikalık bir an mı? Bakarsın havaya, güneşe, olmadı kolundaki saate, öğrenirsin namaz vaktini.
İslami araç nasıl olmalı?
İslami araç başlıklı haberi okuyunca heyecanlandıydım. Kıbleyi göstermesi, namaz vakitlerini hatırlatması yetmiyor. Neler olmalı? İşte önerilerim: Sese karşı duyarlı olmalı, hatta kalbimden geçenleri okumalı. Besmele çekmeden kontak açılmamalı. Hız 180 km olduğunda yol bilgisayarı kelime-i şehadet getir diye hatırlatmalı. Cuma vakti girdiğinde araç çalışmamalı, çalışıyorsa istop etmeli. Teaddüt-ü zevcatın gereği geniş olmalı. Gerisi... Bedavaya yok öyle. Samandcılar gelirler ayağıma, danışırlar, anlatırım, yüksek bir ücret karşılığında.
İlahi televizyon! Bunu da mı yapacaktın? İslami arabesk, yeşil pop, islami pop derken yarışması da çıktı. Elde kumanda zaplarken rast geldim tevelerin birinde. Sesinize, yorumunuza güveniyorsanız... diye başlayan bir çağrısı vardı. Fonda tef çalıyordu, yanık sesli bir erkek Allah, mevla, hay, hah diye inliyordu. Koyu yeşil tonların hakim olduğu grafikler ve otlar böcekler gösteriliyordu.
Arabeskin dini imanı yoktur.
Olsun varsın, benim açımdan bir sorun yok. Sevmem de dinlemem de. Lakin laiklere üzülüyorum ben. Şalvarlı, çember sakallı, yakasız gömlek giyen, kafasında takke olan mevlidhanları(!) gördükçe çıldıracak, deliye dönecekler. 21. asırda memleketi Ortaçağ karanlığına gömen bu yobazlara tahammül edemeyecekler.
İlahi dedikleri laf kalabalıklarını arabesk teraneler ile söyleyenler Saltanatlı Segah Tekbiri senfonik orkestra eşliğinde dinlerler mi? Yoksa onu dinleyenlerin günaha girdiğini mi söylerler? Arabesk, çık dışarı!
İnsanın "Hay dilinizi eşek arısı soksun!" diyesi geliyor. Kelli felligazetelerimiz ve televizyonlarımız bile yanlış yazıyor Mevlana'nın düğün gecesini. Aruz, Arapların milli veznidir. Arûs ise düğün gecesi, kavuşma gecesi, gelin anlamlarına gelmektedir. Şeb ise gece demektir. Neti kurcaladım, şöyle dişe dokunur, adam gibi bir Osmanlıca sözlük bulamadım. Ol sebepten bir sözlük tavsiye edemeyeceğim.
Kurban bayramı geliyor, teşrik tekbirini unutmayın. Bu tekbir İslam dünyasında Buhurizade Mustafa Itri Efendi'nin (17. asır) segah bestesi ile okunur. Saltanatlı segah tekbir olarak bilinen bu eseri rahmetli Kani Karaca'nın sesinden dinleyin.
Tekbiri ve Salat-ı Ümmiye'yi senfoni eşliğinde dinlemek için tıklayın.
Ülkemizde yaşanan batı kaynaklı kültürel değişim hayatın bütün alanlarını ve her toplumsal sınıfı etkiliyor. Benim üzerinde durmak istediğim Müslümanların (dindar, muhafazakar, müslüman.. artık hangisi uygunsa onu kullanın siz) modern hayata kendi renklerini katarak katılmaya çalışmaları.
Modern hayatta tatil deyince deniz, kum, güneş mi aklınıza geliyor? Herkes denize mi giriyor? Dindarlar bundan neden mahrum kalsın ki? Onların da kendi renkleri ile bezenmiş tesettür otelleri var. Onlar da denize giriyor artık.
Tam teşekküllü bir yaz tatili için denize girmek şart mı? Dindarların da mayoları, haşemaları var.
Günümüzde birikimleri değerlendirmenin en kestirme yolu parayı banka faizine yatırmak mı? Dindar kesimin de faizsiz bankacılık sistemi, islami bankaları var. Hem de en helalinden.