ir nahivci, yâni gramerci, bir gün bir gemiye biner. Denizde yol alırken kaptana şunu sorar: -Kaptan, gramer bilir misin? Kaptan: -Hayır, bilmem, der. Gramerci, bütün hazmedilmemiş bilgilerin sâliklerinde görülen bir gururla kasılarak meş'um hükmü bastırır: -Öyleyse yarın ömrün ziyân oldu!... Derken, denizde fırtına kopar. Sular bir anda karışır, gemi dalgalar üzerinde fındık kabuğu gibi sallanıp çatırdamaya başlar. Bu sefer de gemici gramerciye sorar: -Efendi, yüzmek bilir misin? Adam dehşet içinde "Hayır, bilmem!" deyince, gemici mukadder hükmü söylemek zorunda kalır. -Öyle ise bütün ömrün ziyân oldu!..." (Gramerci, Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, s. 191-192, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, Ekim 2002) Ne zaman dil mevzuu açılsa yukarıya iktibas ettiğimiz hikâye gelir aklıma. İlk mektebin birinci sınıfından başlayarak gramer gösterilir bizlere. Lakin yazılarımız, konuşmalarımız hatalarla doludur. Kuru gramer bilgisi bir işe yaramaz.
Blogcularımız dilbilgisi öğretimini eğlenceli hale getirebileceklerdir.
Dilbilgisi talimi eğlenceli hale getirilirse "kuru"luk bir nebze olsun ortadan kalkacak, öğrenilenler tatbik edilebilecektir. Mektep sıralarında oflaya puflaya, uyuya sıkıla dinlediğiniz dilbilgisi ve edebiyat derslerinde kaçırdıklarınızı belki bloglar aleminde ve internette bulabilirsiniz. Sizlere yardımcı olayım, işte seçtiğim yazılar ve bazı siteler: Edebi Sanatlar - Annemin Mutfak Kokusu Kocaeli'nde Mi Kocaeli'de Mi? - Kelimelerin Soyağacı Google ve Tercüme: Bilinmeyen Kelimeleri Google'da Bulmak USA-TURK.com Kelimelerin ve yer isimlerinin hikâyesi - Tercüman Gazetesi Arşivi (Barış Özkök, maalesef sadece 2005 yılında yazmış.) Yeminli Tercüman Telif Tercüme Mustafa Barış Özkök
Kitabî anlamda tenkit sanat eserlerini, düşünce eserlerini tanıtmak, onların iyi, güçlü ve zayıf ve çelişkili yönlerini ortaya koymaktır. Eleştiri kelimesi genellikle olumsuz çağrışım yapmaktadır. Bunda kelimenin elemek fiilinden türetilmesinin rolü vardır. (Kelimenin etimolojik kökeni hakkında ayrıntılı bilgi için Kelimelerin Soyağacı'na başvurabilirsiniz.) Oysa eleştiri sadece hiciv (yergi, taşlama) değildir. Ele alınan eser her yönüyle masaya yatırılır. İlla sanat, edebiyat eserleri için yapılacak değildir. Bir resim, mimarî bir eser, bir reklâm da eleştirilebilir. İşte size farklı bir eleştiri örneği: Bir gencimiz arabasını modifiye ettirmiş. Bir televizyon programında modifiyeli araba eleştiriliyor.
Maarif nezaretimizin maşallahı var. Körpe zihinleri allak bullak etmekte üstlerine yok. LGS, OKS, SBS derken sınava tam iki ay kala sistemin değiştirildiğini söylüyor medyamız. Bakanlık ekabiri evvelden duyurduk diyorlar. Bakıyoruz bakanlığın arapsaçı gibi sitelerine. Ara ki bulasın. Site isimlerinin ve adreslerinin maşallahı var hani: Ankara semtleri gibi. OGES, İLSİS...
OKS değişikliği
Lafı uzatmayalım. Dershanecilerimiz üşenmemiş, 2008 OKS'de 8. sınıflara sorulmayacak konuları sıralamışlar. Ne derece doğrudur bilemiyorum. İşte o konular:
Matematik
Öklid bağlantıları, işlem, modüler aritmetik.
Türkçe
Adıl, ad, ön ad, belirteç, tamlamalar, eylem, ek eylem.
Sosyal Bilgiler
tarih ve coğrafya
Tarih biliminin konusu, yöntemleri ve özellikleri, tarihin yardımcı bilim dalları Mısır, İran, Doğu Akdeniz, Batı ve Uzakdoğu uygarlıkları, Magna Carta, yeniçağda tarih, yakınçağda Avrupa, 1815 Viyana Kongresi, I. Murat, I. Bayezid, I. Mehmet, II. Murat dönemleri, dünyanın hareketleri, Türkiye'nin coğrafi dönemleri.
Şimdi talebelik yapmakta, ödev hazırlamakta ne var! Giriyorsunuz Gogıl'a aradığınızı, çıkan sonuçlardan birkaç tanesine bakıyorsunuz. Sayfaya şöyle bir göz gezdirmek yetiyor, yazıcıdan çıktısını aldınız mı ödeviniz tamamdır. MEB'in bu ödev üzerinde acilen durması gerekiyor, yoksa kopyala yapıştırcı bir nesil türeyecek.
Bloguna karaladığı herşeye makale diyen blogcularımız var.
Adına SEO denilen taktik ve tekniklerle Gogıl'da üst sıralara çıkmak mümkündür. Ödev arayan öğrencimiz medya okur yazarı olmadığı için karşısına çıkan her bilgiyi doğru sanabilir. Makale kelimesinin kullanımı bunun güzel bir örneğidir. Bir yazı türü olarak makale bir görüşü, bir düşünceyi savunmak, çürütmek, kanıtlamak amacıyla yazılan yazılara denir. Genellikle bilimsel nitelik taşır makaleler. Blogcularımız arasında bloga yazılan her yazıya makale deniyor. Makale adını taşıyan alan adlarındaki yazılara baktığınızda onların makale olmadığını görebilirsiniz. Böyle giderse makalenin tanımını ve niteliklerini yeniden ortaya koymak gerekecek.
Tesadüfen denk geldim videoya. Coğrafya dersinde hocamız anlattıydı lisede. Bir türlü nasıl çalıştığını anlayamadıydım. Videoları seyredince öğrenmiş olduk. Bizim zamanımızda internet mi vardı? Olsaydı mühendis bilem olur idim.
TTnet müzik, video derken Türk Telekom bizim çocukluğumuzdan beri var olan masal dinleme servisini TV'lerde duyurmaya başladı. Eskiden 166 olan masal servisinin numarası 444 11 66 olmuş. Servis, şehir içi telefon görüşmesi olarak ücretlendiriliyormuş. İnternet bağlantınız varsa çocuklara masal dinletmek için Telekom'a iki iki para ödemenize gerek yok. Masaldinle.com'da masal ablalar çocuklara masal okuyorlar. İsterseniz sesli masalları dinleyin, isterseniz okuyun. Buyrun www.masaldinle.com
Nam-ı diğer Darvinizm. Bu teoriyi çürütmek bizim işimiz değil o işlere Yandan Boktar bakıyordu bir zamanlar. Siz Kızılay'da karşıdan karşıya geçerken yakışıklı delikanlılar elinize tutuştururlardı muhteremin kitabını. Geçenlerde tavan arasında bulduydum, ilk paragrafını okuduktan sonra soba tutuşturmak için kullandıydım.
Daha önce sizlere e-okul işkencesinden bahsetmiş idik. Bu eee-mektep sadece Maarif nezaretinin ve muallimlerin işine yaramakla kalmadı efendim.
E-okul programı
Vatandaşın biri, reklâm olmasın diye ismini ve adresini vermeyeceğim, güya e-okula bilgileri gönderen bir program yazmış. Öğretmenlerin ve idarecilerin işi kolaylaştıracakmış bu program. Program için bir de site hazırlanmış. Hakkında bölümüne bakıldığında şirket, firma bilgileri yer almadığını görüyorsunuz. Programın(!) bir bedeli varmış. Onu da online yapabiliyormuşsunuz. Paypal üzerinden ödeme yapıyorsunuz. Bu şu demek: Şayet gaflette bulunur ödeme yaparsanız, para gitti gider. Kime gittiğini bile bilemezsiniz.
İnternet cehaletin para ettiği bir yerdir.
E-mektep gönderici adıyla dağıtılan program virüslü. Programı indirir, bilgisayarınıza kurarsanız virüs, solucan, trojan denen zararlı programlar bilgisayarınızı istila ediyor. Uyanıklığa bakar mısınız, eğer para söğüşleyemezse size indirttiği program vasıtası ile kazanacak. Nasıl mı? O program sizi içinde reklâm olan sitelere yönlendirecek.
E-okul sitesi
Gelelim e-okul zenginlerine. Yani vatandaşın, ki çoğunluğu öğretmen ve öğrenciler oluyor, cehaletini paraya dönüştürmeyi başarabilenler. Bunlar yukarıda anlattığımız virüslü program dağıtanlardan değil. Gogıl ile işbirliği içinde çalışıyorlar. E-okul Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir hizmetidir. (Hizmet, hezimet, eziyet... Bu kelimeler birbirini niye çağrıştırır?) Okulda bilgisayar dersi gören talebe, hizmetiçi eğitim kurslarında bilgisayar öğrenen öğretmen internetin sahibini Gogıl zanneder. Tarayıcının adres çubuğunu bilmez, tarayıcının ne olduğunu da bilmez. Sık kullanılanlar, RSS... bunlardan haberi yoktur. Gogıl'a aramak istediği kelimeyi değil de gitmek istediği sitenin adresini veya adresteki kelimeyi yazar. Bunun farkında olan Türk vebmastırlar âlemi kolları sıvar. SEO'nun gücünü de arkasına alarak siteler, bloglar açar. Bu e-okul bloglarının birinde aynı anda 450 kişi bulunduğuna şahit olmuştum. Sitelerdeki sayaçlar vasıtası ile öğreniyoruz ki günlük 30 bin (evet yanlış okumadınız 30k) ziyaretçi çekenler var. Ve hepsinde AdSense reklâmları standarttır. Anlayacağınız, bu işte para var. Geç kalmış sayılmazsınız. Birkaç gündür takip ediyorum Gogıl'ın "e-okul" aramalarında sıralama sürekli değişiyor. Hâlâ şansınızı deneyebilirsiniz. Ben bile bu yazı ile şansımı denemiş oluyorum. Meşhur SEOcular bu konuyu nasıl oldu da ıskaladılar? WolkancaGeccetrDamacana (Şaka şaka, sakın kızmayasınız ha!:))
Öğretmenler tıklamaktan perişan olduklarını söylüyorlar.
Maarif nezaretimiz talim ve terbiyede muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için çaba sarfediyor. Bu uğurda yaptığı son faaliyetlerden birine e-okul ismini münasip görmüş. Lakin bu e-okuldan muallimler çok şikayetçi. Efendim bendeniz lisede vazifeme devam ettiğimden en azından bu sene e-okul işlerinden yırttım. Bu e-okul nedir, ne değildir deyü tetkik edelim dedik. Acaba muallimler şikayetlerinde bu kadar haklılar mı? E-okulu emanet bulduğumuz bir kullanıcı adı ve şifre (doğrusu paroladır) ile tecrübe ettik. Heyhat, muallimlere hak verdik.
Bu e-okulun sayfaları sadece İnternet Explorer ile çalışıyor. Yani Firefox, Opera gibi diğer internet gözgezdiricileri ile sayfaları ziyaret edemiyorsunuz.
E-okul, internet teknolojisinin çok gerisinde. Web iki sıfırmış falan aramayın efendim.
Sık kulllanılan menülere, son yapılan işlemlere ulaşabileceğiniz kısayollar falan hiç düşünülmemiş.
Sıklıkla doldurulan formların otomatik tamamlama özelliği yok.
Muallimleri çileden çıkaran kısım "Sosyal Faaliyetler" başlığı altında yer alıyor. Burada her öğrencinin okuğuduğu kitapları, kitapların türünü, sayfa sayısını tek tek elle giriyorsunuz. Ve bu işlemleri her öğrenci için her seferinde tekrarlıyorsunuz. Daha açık ifade etmeye çalışayım. Bir kitabın kayıt aşamaları şöyledir: Öğrenci no gir, kitap türünü seç, sayfa sayısını yaz, kitap adını yaz, kaydet. Bu bilgisayarlar, bu internet bağlantısı ile en aşağı bir (rakamla 1) dakika alıyor. Her bir öğrenci için ortalama 10 kitap kaydettiğinizi varsayalım. 40 öğrencilik bir sınıf için 6 saatiniz sadece bu iş için gidiyor.
Oysa öğretmen bu kadar uğraştırılmayabilirdi. Sınıf listesi önüne gelir, kitap türü, sayfa sayısı ve kitap adı tek bir sayfa üzerinden halledilebilirdi.
Ben fazla kullanmadım, kullananlar bu sistemin öğretmeni tıklama sersemi yaptığını söylüyor.
E-okul, tamamen elektronik olamamış. Halen okul idaresi ile öğretmenler arasında yazışmalar yapılıyor, e-okuldaki bazı uygulamalar için öncesinde okul idaresinin birtakım işleri bitirmesi gerekiyor.
Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Bu e-okul için MEB geç bile kaldı. Ta 2000 yılında geçilmeli idi buna. E-okul sistemi ile ilköğretim okullarını alanında bir tekel olan ve ve her sene lisans için para ödenen, iki de bir göçen Bilsa'dan kurtardı. Lakin Bakanlık, hiç araştırıp soruşturmadan, kullanışlı mı değil mi diye bakmadan uygulamaya geçmiş. Temennimiz e-okul sisteminin bir an önce gözden geçirilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Unutmadan söyleyeyim: E-okul dolandırıcıları piyasaya çıkmış. Ona da sonraki bir yazıda değineceğiz.
Bizim ilkokul yıllarımızda tepegöz vardı ve tepegöze yanaşmak, onu taşımak bir ayrıcalıktı. Öğretmenin sevdiği öğrenciler yapabilirdi bunları, ben öyle düşünürdüm en azından. Ol sebepten tepegözle işlenen derslerde hiç bir şey öğrenemedim. Her ne kadar bakanlık okullara tepegöz göndermeye devam etse de ismini büyük hikâyecimizin bir kahramanından alan bu aletler tarihe karışıyor. Lakin projeksiyon cihazları en az tepegöz kadar zahmetli. Bilgisayarla bağlantısının kurulması, perdesinin ayarlanması, odanın karartılması... Bunlar yetmezmiş gibi pahalı aletler bir de bu yansıtıcılar. Öğrendiğim kadarıyla içindeki lambanın da ömrü varmış. Belli bir saat çalıştıktan sonra değiştirilmesi gerekiyormuş ve pahalı imiş o lamba. Yazıcılarda oynanan kapitalist oyun bunlarda da var. Diyorum ki bilgisayar istemeyen, belli bir hafızası olan, içine CD koyabileceğiniz veya hafıza kartı (flaş disk de olabilir) takabileceğiniz bir projektör yok mudur? Tak fişe çalıştır. Ya da dizüstü bilgisayarlarla bütünleştirilemez mi bu cihazlar? Belki de yapılmıştır da piyasaya sürmek için eldekilerin bitmesini bekliyorlardır.
Nedir bu öğrencilerin edebiyat öğretmenlerinden çektikleri... :) Türk edebiyatında ilk tezkirenin sahini Çağatay Lehçesinin büyük şairi Ali Şir Nevai'dir. Eseri Mecâlisü'n-Nefâyis. (15. yüzyıl) Anadolu'da yazılan ilk tezkire ise Sehi Bey'e aittir. Eserin adı, Heşt-Behişt. (16. yüzyıl) Kastamonulu Latifi'nin kendi adıyla anılan Latifi Tezkiresi meşhurdur. (16. yüzyıl) Kınalızade Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-şuara adlı eserinin olduğunu da bilin. (17. yüzyıl) Tezkireler hakkında daha da fazla malumat isterseniz aşağıda isimlerini verdiğim kaynaklara ulaşınız. Sehi Bey Tezkiresi Heşt-Behişt, Mustafa İsen, Akçağ Yayınları
Lâtifi, Tezkiretü’ş-şuarâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ, Abdüllatif Çelebi Latifi, 993/1585, Rıdvan Canım ,
Tezkiretü'ş-şuara, Kınalızade Hasan Çelebi, 1016/1607 ; İbrahim Kutluk .
Tezkiretü’ş-şuara, Mustafa b. Carullah Beyani ; İbrahim Kutluk. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997
Nuhbetü’l Âsâr li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr, İsmail Beliğ, Abdulkerim Abdulkadiroğlu
İş Bankası'nın 10 kasımdan önce yayıma soktuğu Atatürklü reklâmın bence tek başarısı makyajıdır. Reklâmı ilk seyrettiğimde beğenmemiştim. Sonra defalarca seyrettim, kanaatim değişmedi. Çocuğun "Senin eline diken batar mı? Sen Atatürk değil misin?" sözleri Atatürk'ü bir insan olarak göstermesi açısından güzeldi. Fakat oradaki Atatürk imajı hiç mi hiç hoş değildir.
Bir kere "Bugünün küçükleri yarının büyükleridir" diyen bir lider, çocuğu ciddiye alır. Ona "Çocuk!" diye hitap etmez. Hadi diyelim bu o dönemin bir özelliğidir. Peki konuşurken muhatabına, yani çocuğa bakmamasına ne diyeceksiniz? Ata'nın karşısındakini ikna etme gücü çok yüksektir, bakışları etkileyicidir. Bunu onunla karşılaşanlar anlatıyor. Bununla ilgili olarak İzmir suikastçılarının ve Said Nursi'nin beyanları vardır. Merak edenler araştırabilirler. Çocukla konuşurken başını bile çevirmiyor, ya göz ucuyla bakıyor ya da uzaklara bakıyor, oysa çocuğa gövdesi ile dönmeliydi.
Atatürk'ü canlandıralım derken, Polat Alemdar gibi kasım kasılan bir tip çıkartmışlar ortaya
Çocuğa verilen nasihat çok uzundu. Bir de dikenin battığı parmak çok görünüyor, sanki çocuğu azarlar gibi.
Gelelim reklâmın sonuna yani hiç mi hiç beğenmediğim kısmına: Atatürk çocuğa "Anladın mı?" diye soruyor. Dünyanın tek başöğretmen olan lideri bir çocuğa böyle sormaz. Açın bakın nutkunu, meclis tutanaklarına, sözlerine bakın, hiçbir yerde "Anladınız mı, anladınız mı efendiler!" dememiştir.
Bu reklâmdan sonra "Atatürk gibi adam" sözünün hiç iyi çağrışımları olmayacaktır. Haluk Bilginer, Atatürk'ü canlandırayım derken, Polat Alemdar gibi kasım kasım kasılan bir tip çıkmış ortaya.
Yarışmadan geç haberim oldu, 9 Kasım'da bitmiş. Vaktinde öğrenseydim katılır mıydım? Katılamazdım, çünkü üniversite öğrencileri arasında yapılmış. "Eğitimin haline bak, öğrenciler nelerle meşgul oluyor!" edebiyatı yapacak değilim. İşte bir kalemşörün videosu:
Mynet, sesli email hizmetini tanıtmak için bir video hazırlamış. Son kısmı hariç oldukça güzel bir video olmuş. Medya okuryazarlığı dersini okutan, sosyal bilgiler dersinde iletişim araçlarını ünitesini işleyen öğretmenimiz bu videoyu seyrettirebilir öğrencilerine derslerinde. İletişim Meslek Lisesi'nde okuyan bir avuç öğrencimiz okullarının ne işe yaradığını, neler öğrendiklerini bu video ile büyüklerine daha kolay anlatabilirler. İşte o video:
Senelerdir okuduğumuz; bayilerde, bakkallarda gördüğümüz, üzerinde yemek yediğimiz gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazıyoruz.
Google aramalarında en çok artış gösteren kelimeler üzerinde durmaya devam ediyoruz. "ronaldinho resimleri" Mayıs 2007'de 15. sırada.
Futbola ve futbolculara karşı olan merakın üzerinde duracak değilim. Onu sosyologlarımız yapsın. Güzel gülümseyen, yakışıklı zenci topcunun kadınlar tarafından mı erkekler tarafından mı arandığını da düşünmüyor ve merak etmiyorum. Serdar Turgut merak etmiştir nasıl olsa, o yazsın:D
Benim garipsediğim, memleket insanının senelerdir okuduğu; bayilerde, bakkallarda gördüğü, üzerinde yemek yediği gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazmasıdır.
Ronaldinyon, ronaldenyo, Ronal denyo, ronaldinio yazmıyor da hangi dilden olduğunu bilmediğim bir kelimeyi doğru yazıyor. Ne efsunkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten diyen şairin, Sedat Simavi'nin kemikleri sızlıyordur mezarda.
Sen senelerdir gazetecilik yapmak yerine cıbıldak kadın resimleri yayımlarsan vatandaş senin gazetenin ismini okumayacak, resimlerine bakacaktır.
MEB, nihayet Medya Okur Yazarlığı dersini okutacakmış. Amaç öğrencileri medyanın, reklamların zararlı etkilerinden korumak olarak söyleniyor. MEB, RTÜK ile yaptığı anlaşma ile dersi okutacak Sosyal Bilgiler öğretmenlerini eğitmeye başlamış. Önümüzdeki yıl 5 pilot ilde okutulacakmış bu ders. Sonrasında yaşanacakları ben size özetleyeyim.
Okullar açılacak, öğretmenleri plan program telaşı saracak. Avea kurumsal hattan meslektaşlar, eski okul arkadaşları aranacak. Şurda vardı, msn'den göndereyim, yaw ben bunu açamıyorum, winzipi nerden indiriyoz... falan filan derken dersler başlayacak. MEB, hazırlayabilirse gönderecek kitapları. Kitaplar yetişmezse bir başağrısı daha. Öğretmen diyecek "Evet, çocuklar kitabınızın 98. sayfasını açın, iyi dinleyin burayı, yazılıda sorarım."
Sonra televizyon üzerinde konuşulacak, idealist örtmenler birşeyler öğretmeye gayret edecekler. Akşamdan Kurtlar Vadisi'ni seyreden öğretmenler ise bir çelişki yaşacaklar ama aldırış etmeyecekler. "Çocuklar televizyon kötüdür, kendinizi onun zararlı etkilerinden koruyun..."
Bakanlık, tüm okullara ADSL bağlamakla övünürken çocukların internette "tekken, barbie giydir, skull" oyunlarını Google'de aratmalarını görmüyor. Öğrenciler, proje ödevlerini, performans ödevlerini Wiki'den yapıyor. Güya araştırmaya teşvik edilecekti öğrenci, Wiki'den araştıyorlar, hazır ödev sitelerinden araştıyorlar. Ödev sitelerinin abonesi olan internet kafelerin olduğundan haberdar mı acaba MEB?
Bunları nereden mi biliyorum, apartmanda internet bağlantısı olan tek hane olduğumuz için sene boyunca epey ödev hazırladım zıpırlara. "Gogıla şöyle yazınca çıkıyomuş, örtmen öyle dedi" demişti bir keresinde hayta. Bir keresinde farklı bir iş yapalım, araştırmacı bir neslin yetişmesine katkımız olsun diyerekten 7. sınıfa giden komşuoğluna bıraktım bilgisayarı ve interneti bir süreliğine; epeydir ihmal ettiğim kütüphaneme, kitaplarımın yanına gittim. Bir saat sonra geldiğimde yanına, ödevini çoktan hazırlamış, Fenerbahçe'nin transferlerine bakmış, onlaynından oyun oynarken buldum.
"Çocuklar televizyon kötüdür, kendinizi onun zararlı etkilerinden koruyun..."
Bakanlığımız, vatandaşı bilgisayar okur yazarı yapmak için vatandaşı okullara labovatuvarlar kurdu, Halk Eğitim Merkezlerinde kurslar açtı. Gerçi şimdi o labotavurlardaki bilgisayarlarda Mario bile zor oynanıyormuş şimdi. "Kaldırmıyo abi makine:)"
Televizyonunun zararlı etkilerinden korumak için çok geç kalındı. Liselerin önlerindeki avuç içinde sigara içen, paltolu, beyaz atkılı, Miroğlu, Polat tiplerinden biliyoruz bunları. Biraz cılız olanlar ise rahmetli Kemal Sunal'ı taklit ederek Şabancılık oynuyorlar. "Populer lise kızı nasıl olunur" diye aratıyorlar internette. Youtube'de lisesi yazın ve görün sonuçları. Bakanlığın öğrencileri nasıl kullanıyor ve interneti. Medya okur yazarlığı seçmeli dersi yanında, zorunlu olarak İnternet okuryazarlığı dersi konulmalı bir an önce. Manzaraya bakarak bunun için bile geç kalındığı söylenebilir.