Kitabî anlamda tenkit sanat eserlerini, düşünce eserlerini tanıtmak, onların iyi, güçlü ve zayıf ve çelişkili yönlerini ortaya koymaktır. Eleştiri kelimesi genellikle olumsuz çağrışım yapmaktadır. Bunda kelimenin elemek fiilinden türetilmesinin rolü vardır. (Kelimenin etimolojik kökeni hakkında ayrıntılı bilgi için Kelimelerin Soyağacı'na başvurabilirsiniz.) Oysa eleştiri sadece hiciv (yergi, taşlama) değildir. Ele alınan eser her yönüyle masaya yatırılır. İlla sanat, edebiyat eserleri için yapılacak değildir. Bir resim, mimarî bir eser, bir reklâm da eleştirilebilir. İşte size farklı bir eleştiri örneği: Bir gencimiz arabasını modifiye ettirmiş. Bir televizyon programında modifiyeli araba eleştiriliyor.
Şimdi talebelik yapmakta, ödev hazırlamakta ne var! Giriyorsunuz Gogıl'a aradığınızı, çıkan sonuçlardan birkaç tanesine bakıyorsunuz. Sayfaya şöyle bir göz gezdirmek yetiyor, yazıcıdan çıktısını aldınız mı ödeviniz tamamdır. MEB'in bu ödev üzerinde acilen durması gerekiyor, yoksa kopyala yapıştırcı bir nesil türeyecek.
Bloguna karaladığı herşeye makale diyen blogcularımız var.
Adına SEO denilen taktik ve tekniklerle Gogıl'da üst sıralara çıkmak mümkündür. Ödev arayan öğrencimiz medya okur yazarı olmadığı için karşısına çıkan her bilgiyi doğru sanabilir. Makale kelimesinin kullanımı bunun güzel bir örneğidir. Bir yazı türü olarak makale bir görüşü, bir düşünceyi savunmak, çürütmek, kanıtlamak amacıyla yazılan yazılara denir. Genellikle bilimsel nitelik taşır makaleler. Blogcularımız arasında bloga yazılan her yazıya makale deniyor. Makale adını taşıyan alan adlarındaki yazılara baktığınızda onların makale olmadığını görebilirsiniz. Böyle giderse makalenin tanımını ve niteliklerini yeniden ortaya koymak gerekecek.
Edebî türleri birbinden ayrılması zordur. Roman ve hikâye, deneme ve fıkra, sohbet ve günce... birbirinden nasıl ayrılıyor? Bu gibi sorular edebiyat teorisyenlerinin başını ağrıtmaya devam ederken diğer sanat ve meslek dallarının nevileri de edebiyata sokuluyor. Tiyatro metinleri göstermeye dayalı edebi metinler adıyla edebiyat kitaplarına giriyor, gazetecinin uğraşı olan haber yazıları, fıkra, röportaj ve mülakat öğretici metinler adı altında tasnif ediliyor. Esasında dil malzemesi ile vücut bulan her yapıt (eser diyemiyorum) edebiyatı alakadar ediyor denmeye getiriliyor.
Kimi zaman bu türler birbiriyle karıştırılıyor. Fransızca bir kelime olan röportaj rapor kökünden geliyormuş. Bir gazeteci okunacağını düşündüğü bir olayın üzerine gider, olay mahallini fotoğraflar, olayla uzaktan veya yakından ilgisi olan kişilerle görüşür. Elde ettiği verileri, kendi yorumlarını da yazarak bir yazıya dönüştürür. İşte bu röportajdır.
Mülakatta kişinin tipine, arkasına bakılır ve ensesinin kalınlığı ölçülür.
Mülakat ise görüşme anlamına geliyor. Kişiler kurumlara girerken veya işe alınırken mülakata tabi tutulurlar. Soyu sopu, siyasi görüşü, dayıları öğrenilir, tipine bakılır, arkası sağlam mı diye bakılır ve ensesinin kalınlığı ölçülür. Bu mülakattır. Edebî anlamda mülakat şöyle olur zannımca: Soru sormayı, insanları konuşturmayı beceren bir kişi, karşısına aldığı kişiyle konuşur. Onları ses kayıt cihazlarıyla veya görüntü kayıt cihazlarıyla veya kalem kağıtla kaydeder. Sonra bunları yazıya geçirir ve bir gazetede veya dergide veya blogda yayımlar. İşte bu mülakattır. Bu bilgiler şuradan ve şuradan ve havsalamızdan derlenmiştir.
Mülakat örnekleri
Size ilgiyle takip ettiğim blogdan bahsedeceğim. Bence o blogda yazılanlar bir mülakat örneği. Yazarı bir doktor, bloga Hastalardan Öğrendiklerim adını vermiş Doktor Bey. "Klavye üretir, fare tüketir" diyen Doktor Bey, arşivden gördüğümüz kadarıyla 2005'ten bu tarafa yazıyor. Yazılarını fotoğraflarla süslüyor, mevzu ile alakalı müzikler koyuyor. RSS okuyucuya Doktor Bey'in yazısı düştüğünde arkama yaslanıp keyifle okuyor, yeni şeyler öğreniyorum.
Akif'in Asım başlıklı uzun şiirinde yer alıyor Çanakkale Şehitlerine diye bildiğimiz şiir. Türk edebiyatında coşkuyu, kahramanlığı bu derece dile getirebilen bir şiir daha yazılamamıştır. Şehitlerimizi ve Akif'i rahmetle anıyoruz.
Bir zamanlar TV'de yayımlanan Ekmek Teknesi dizisinin Herodot Cevdet'i Hasan Kaçan'dan dinleyin.
Erkan Şahin, şair, eğitimci, siyasetçi, yayıncı... İsmi daha önce bu sayfalarda yine geçmişti. Son genel seçimlerde Kastamonu milletvekili adayı idi. Şimdilerde özel eğitim kurumlarında öğretmenlik yapıyor ve Dersia Edebiyat yayınlarını hazırlıyor. Çok Ankara Ağrısı başlıklı şiirini kendi sesinden dinleyin.
Polis Radyosunun şahane bir programı var: Türk Şiirinin Dorukları Programda Türk şairleri tanıtılıyor, şiirlerinden örnekler okunuyor. Şiirleri Semih Sergen okuyor. Daha da güzeli eski programları MP3 biçiminde indirebiliyorsunuz. Örnek olarak Orhan Veli Kanık'ın tanıtıldığı programın kaydını koydum. Daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz.
Edebiyat kitaplarındaki gezi yazısı örnekleri size hitap etmiyor mu? Cenap'ın Hac Yolunda adlı eseri, Haşim'in Frankfurt Seyahatnamesi ya da Falih Rıfkı Atay'ın eserleri okunmaya değer güzel seyahatnamelerdir. Zikrettiğimiz bu eserler gezilecek yerleri tanımak, seyahate çıkmadan önce mekanlar hakkında bilgi almaktan çok Türkçenin tadına vararak okunacak eserlerdir. Görsel yönü bulunmaz, ki gerek de yoktur. Müelliflerin tasvir gücü görsel malzemeye lüzum hissettirmiyor.
İnternette, bloglar arasında filizlenen bir edebiyat var. Bir seyyahın blogunu duyurmak istiyorum sizlere. Sandaletli Seyyah Bora Bilgin kendisini şöyle tanıtıyor:
38 yaşında bir doktorum. Evliyim, bir oğlum var.18 yaşıma girdiğim yıldan beri otostopla geziyorum .Bazen bisikletle gezdiğim de oluyor. Yavaş yavaş bu blogda yillardir gezdiğim yerleri, Tayland'dan Suriye'ye,Gökçeada'dan Diyarbakir'a paylaşmayi planliyorum.
Sandaletli Seyyah gezi yazılarını kendi çektiği fotoğraflarla süslüyor ve yazıları okurken size müzik dinleme imkanı da sunuyor. Sizin için seçtiğim iki gezi yazısı örneği: Küba Kartal Kayaları
Nedir bu öğrencilerin edebiyat öğretmenlerinden çektikleri... :) Türk edebiyatında ilk tezkirenin sahini Çağatay Lehçesinin büyük şairi Ali Şir Nevai'dir. Eseri Mecâlisü'n-Nefâyis. (15. yüzyıl) Anadolu'da yazılan ilk tezkire ise Sehi Bey'e aittir. Eserin adı, Heşt-Behişt. (16. yüzyıl) Kastamonulu Latifi'nin kendi adıyla anılan Latifi Tezkiresi meşhurdur. (16. yüzyıl) Kınalızade Hasan Çelebi'nin Tezkiretü'ş-şuara adlı eserinin olduğunu da bilin. (17. yüzyıl) Tezkireler hakkında daha da fazla malumat isterseniz aşağıda isimlerini verdiğim kaynaklara ulaşınız. Sehi Bey Tezkiresi Heşt-Behişt, Mustafa İsen, Akçağ Yayınları
Lâtifi, Tezkiretü’ş-şuarâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ, Abdüllatif Çelebi Latifi, 993/1585, Rıdvan Canım ,
Tezkiretü'ş-şuara, Kınalızade Hasan Çelebi, 1016/1607 ; İbrahim Kutluk .
Tezkiretü’ş-şuara, Mustafa b. Carullah Beyani ; İbrahim Kutluk. Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997
Nuhbetü’l Âsâr li-Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr, İsmail Beliğ, Abdulkerim Abdulkadiroğlu
Son bir haftadır, siteye "Şuara tezkiresi nedir?" diye soruluyor. Tezkire, teskere ve tezkere farkını resimli olarak anlatmıştık. Şuara tezkirelerinin bu denli aranması ilginç geldi bana. Acaba diyorum edebiyat öğretmenleri ödev mi veriyor talebelere? Yoksa Divan edebiyatına olan merak artıyor mu? -İskender Pala'nın kulakları çınlasın.- Madem buraya kadar geldiniz tezkiler hakkında malumat bulabileceğiniz bir kaç yazı göstereyim.
Tezkire örnekleri
Latifi Tezkiresi - Rıdvan Canım Ali Şir Nevai (İlk Türkçe tezkirenin yazarı) Rıdvan Canım Bu sayfalardan tezkireler üstüne yapılmış doktora ve yüksek lisans tezlerini arayabilirsiniz.