Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik 1 Mayıs'ın tatil olmasına sıcak baktığını söylemiş. 1 Mayıs tatili güzel fikir, umarım Bakanlar Kurulunun bu sıcak bakışı resmileşir. Benim naçizane birkaç tatil önerim daha olacak sayın Bakanlarımıza: 1 Nisan Şaka Tatili 21 Mart Nevruz Tatili 8 Mart Kadın Tatili Ocak sonu, Şubat başı Zemheri tatili Mart ayında kazma kürek tatili (Kedi tatili de olabilir) 29 Şubat Artık Yıl Tatili 28 Şubat Vakayi Hayriye Tatili 14 Mart Vakayi Âdiye Tatili
Yargıtay başsavcısının hazırlamış olduğu iktidar partisini kapatma davası iddianamesinin içeriği bir yana uzunluğu da tartışma konusu. Ne yazıyor diye merak ettim ve okumaya karar verdim. Ama mümkün değil. İlk çeyrekte pes ettim. Her ne kadar çok sayfalı olsa da haklı sebepleri var kanımca. İddianameyi gereğinden uzun bulanları matematiğe ve mantığa davet etmek istiyorum. Refah partisinin kapatma davasında iddianame 16 sayfa idi. Refah partisi 1 yıl iktidarda kalmıştı, Akparti'nin 5. yılı. Yani 16x5=80. Akparti Refah partisine göre 2 kat fazla oy almıştı. 80x2=160. Yani İddianame ne uzun ne de kısa. Tam olması gerektiği kadar vesselam.
Bilinçaltının açığa çıktığı anlardır o halı saha maçları. Koca koca adamlar oynadıklarının oyun olduğunu unutuyorlar. Muhabbetini bile ederken kavgaya varan tartışmalar sürüyor. Benzeri manzaları TV'deki futbol programlarında da görmek mümkün. O programlarda çekilmiş videolar Yotube'de bol bol var. Fenerbahçe'nin tur atladığını gece yarısı patlayan silahlardan öğrendim. Ertesi günkü spor gazetelerinin birinde Akif'in Çanakkale şehitleri için yazdığı "Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın" mısraını görünce gülsem mi kızsam mı bilemedim. Demek artık bu zaferlere kalmışız. Kocaman bir zafer kazanıldı, askerin Kuzey Irak'tan çekilmesi vs. unutuluverdi. Doktor Ahmet Çakar'ın bikini giymesi türban tartışmasını unutturacağa benziyor. Adında Vatan geçen gazetemiz(!) işi epey ileri götürüp oyun bile yaptırmış. Bunu yapan basit bir eğlence sitesi değil, gazete yani gaste.
İmdi ben olayın ekonomik boyutunu da düşünüyorum. Ahmet Çakar, bikini ile fotoğraf çektirirse, televizyona çıkarsa bundan turizm ve tekstil sektörü nasıl etkilenir?
Komşumuz İran arabasını üretti, Türkiye'de satılıyor bile. Samand firması Türkiye'den 20 gazetecimizi İran'a davet etmiş, yemek yedirmiş. Hanım gasteciler başlarına bir örtü (türban değil ha!) dolamışlar. Dolamışlar diyorum.
180 km hızla giden sürücüye kelimeyi şehadet getir diyen arabalar çıkıyor.
Bak şimdi kelime oyunu yapmaya lüzum yok. Ben kimseye başı bağlı, başı boş, başı dolaşık demiyorum. Bu gazetecilemiz onca yolu islami araç için teptilerse yazık olmuş. İnsan biraz çevresine bakar değil mi? Memleketimizde islami araçlar zaten vardı. "Huzur İslamda" "Allahın dediği olur" "Allahın adıyla" yazılarını kamyonlarda görmemişler sanırım. Göremezler tabii, sebze haline uğradıkları yok ki... Gerçi o araçlar sonradan islami hüviyet kazanmış oluyor. Evreka, buldum, vecettü... Neyi buldun be adam! İslami Modifiye. Bu yapılanlar islami modifiye olamaz mı?
İslami araçların özellikleri
Kıbleyi gösterecekmiş, namaz vakitlerini söylecekmiş. Kuran koymak için özel bölmeleri varmış. Canım yeni şeyler değil ki bunlar. Dikiz aynasında muska, vites kolunda tesbih asılı arabalar, taksiler görmediniz mi hiç? Besmele çekmeden direksiyona oturan kaç şoför gördünüz? Uzun yola çıkmadan önce Ayetel Kürsi okuyanlara rastlamadınız mı? Birazcık aklını kullananlar pusulaya baktığında kıbleyi de bulabilir. Namaz vakti dediğimiz öyle iki üç dakikalık bir an mı? Bakarsın havaya, güneşe, olmadı kolundaki saate, öğrenirsin namaz vaktini.
İslami araç nasıl olmalı?
İslami araç başlıklı haberi okuyunca heyecanlandıydım. Kıbleyi göstermesi, namaz vakitlerini hatırlatması yetmiyor. Neler olmalı? İşte önerilerim: Sese karşı duyarlı olmalı, hatta kalbimden geçenleri okumalı. Besmele çekmeden kontak açılmamalı. Hız 180 km olduğunda yol bilgisayarı kelime-i şehadet getir diye hatırlatmalı. Cuma vakti girdiğinde araç çalışmamalı, çalışıyorsa istop etmeli. Teaddüt-ü zevcatın gereği geniş olmalı. Gerisi... Bedavaya yok öyle. Samandcılar gelirler ayağıma, danışırlar, anlatırım, yüksek bir ücret karşılığında.
Vatandaşa bu memleket dar geliyor ya da buralarda daral geliyor. Yaşlısından gencine, berberinden motor tamircisine herkesin dilinde Norveç var bugünlerde. Bazıları ismini karıştırıyor memleketin, İsveç, İsviçre diyenler var. Ey memleketimin soförü, duvar ustası, kaynakçısı, işsizi... Soğuktur oralar, güneş yüzüne hasret kalırsınız. Hem yaş ortalaması epey yüksekmiş. Eğer niyetiniz iş değil de başka birşey ise bilemem.
Norveç'te iş imkanı
Bu haberin yalan olduğu söyleniyor. Yalan da olsa güzel, ne pahasına olursa olsun memleketten gideceğim diyenler buraya baksın.
Norveç Vizesi
Bu kıyağımı unutmayın. İşte burada vize için bilgiler var, burada ise aile göçü hakkında çiziktirmişler. Norveççe bilmiyorum diye üzülmeyin, belgeler Türkçedir. Burada Norveç Göçmen Bürosu'nun hazırladığı rehber var. İçinde siyasi sığınma hakkından, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bahsediyor.
Norveç Büyükelçiliği
Adres: Norveç Kraliyeti Büyükelçiliği Kırkpınar Sokak No:18 06540 Çankaya, Ankara Posta adresı: Norveç Kraliyeti Büyükelçiliği P.K. 82 Kavaklıdere 06692 Ankara
Telefon: +90 (312) 405 80 10 Faks : +90 (312) 443 05 44 Site burada
Merkume Saymın dö Böver, doğumunun 100. yılında anılırken Fransız dergilerden biri feminist filozofun çıplak fotoğrafını yayımlamış. Fransa'da gündem bir anda değişmiş, karşı çıkanlar olduğu kadar destekleyenler de varmış. Fransa'da ikamet eden Batur Paşazade Enis de sessiz kalmamış, "Ne var ki bunda" diyesiymiş. Merak edenler için söyleyelim; Saymın hamfendi varoluşçu (ekzistansiyalist) felsefenin mucidi Jan Pol Satır'ın sevgilisidir. Satır 1980'de ölmüştür, ondan altı yıl sonra da Simon ölmüş. İlk mektebin son sınıfında imişiz matmazel öldüğünde. Kimse bişi demediydi bize. Siz şimdi buraya kadar geldiniz, haliyle bir fotoğraf isteyeceksiniz. Alın size foto: Fotoğrafı ben çekmedim. Peşinen söyleyeyim, sonra başım belaya girmesin. Fotoğraf Gerçek Hayat dergisinin kapağından alınmıştır.
Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun'da değişiklik yapılmış. Binalarda sigara içilmiyor artık. Bazı kurumların bahçelerinde de içilmeyecekmiş. Bu yasaklama canımı çok sıktı. Bu yaştan sonra tuvalette mi sigara içeceğiz? Bu yasağa henüz hazır değilim. Hem yasaklar daha cazip hale getirmiyor mu bu mereti? Gençler cigaradan böyle mi korunacak? Yasak yerine daha caydırıcı önlemler alınabilirdi. Örneğin, sigara içenlerden sigorta primi daha yüksek alınabilir. Risk artıyor ya hani.
Bala'da depremler devam ediyor, az önce yine sallandık. Televizyonda haber kanallarını kurcaladım hemen. Pakistan'ın eski başbakanı Benazir Butto bir suikatte hayatını kaybetmiş. Ölümü haberi alınır alınmaz Viki güncellenmiş.
İnsanın "Hay dilinizi eşek arısı soksun!" diyesi geliyor. Kelli felligazetelerimiz ve televizyonlarımız bile yanlış yazıyor Mevlana'nın düğün gecesini. Aruz, Arapların milli veznidir. Arûs ise düğün gecesi, kavuşma gecesi, gelin anlamlarına gelmektedir. Şeb ise gece demektir. Neti kurcaladım, şöyle dişe dokunur, adam gibi bir Osmanlıca sözlük bulamadım. Ol sebepten bir sözlük tavsiye edemeyeceğim.
Sihirli bir değnek yok size dokunduğunda medya okur yazarı olabileceğiniz. Okuryazarlığın karşıtı cahilliktir. Medya cahili medya denen yayın organlarına hiç bakmayan, onları dinlemeyen, kaale almayan değildir. Bana göre böyle yapmak bir meziyettir de. Okuryazarlığın ilk akla gelen manasıyla medya okur yazarı olamadığınızda medya cahili olmazsınız. Medya cahili, medyanın sunduğunu olduğu gibi kabul eden demektir bence.
Dünyanın bütün medya cahilleri! Birleşin!
Medya denen şey -her neyse o- bir ticaret aracıdır. Tüccar size malını satmak için uğraşacaktır, iyi bir satıcı malını her şartta satabilendir. Satıcı için müşterinin mala ihtiyacı olup olmaması önemli değildir. Sizin kamyon lastiğine ihtiyacaınız olup olmadığına bakmaz, satabiliyor mu ona bakar; hatta ihtiyacınız yoksa bile varmış gibi gösterebiliyor mu, işte satıcı odur. Medyaya da bu gözle bakmak gerekir. Madem buraya kadar geldiniz, daha doğrusu Gogıl sizi gönderdi bu sayfalara. Eliniz boş dönmeyesiniz diye birkaç okkalı laf aktarayım medya okuryazarlığına heveslenenler için. "Medyanın gücü yoktur, gücün medyası vardır." İsmet ÖZEL "Geleceğin tarihçileri çağımız insanları için “Gazete okur çiftleşirlerdi” diye yazacaklar" Albet CAMUS
Dün haber sitelerine düşen bir haber ne zamandır üzerinde durmak istediğim bir konuyu aklıma getirdi. Okumaya üşenenlere haberi kısaca özetleyelim:
Dayı ayıyı döverse haber olmaz ama ayı dayıyı döverse haber olur.
Hindistan’da üç arkadaş ava çıkar, “ava giden avlanır” demişler. Üç kafadarın karşısına siyah bir ayı çıkar. Avcılardan biri panikler ve kaçamaz, kendini savunmaya kalksa da ayı tarafından bir güzel pataklanır. Bunları nereden mi biliyoruz? Oradan geçmekte olan bir ajans fotoğrafçısı basmış deklanşöre. “Saldırıyı kare kare” görüntülemiş.
Haber hayattan eder
Kevin Carter, foto muhabiri. Aşağıda gördüğünüz fotoğrafı çekiyor. Eserini dünyaya göstermek için işini yapar yapmaz, oradan uzaklaşıyor. Açlıktan sürünen küçük kızın akıbeti bilinmiyor. Carter, ödül aldığı o fotoğrafı çektikten üç ay sonra intihar ediyor “ölmek üzere olan çocukların peşini bırakmadığına” bir not bırakarak.
Üzülmeyin, gün gelecek herkes haber olacak.
Bir televizyon kanalının muhabiri işini yaparken eğiliyor ve iç çamaşırı görünüyor. Bir diğer meslektaşı o anı “sabit”liyor ve gazetesinde “Muhabirin iş kazası” diye haber yapıyor. Zamanında epey tartışılmıştı bu mevzu. Hürriyet gazetesinin sitesinde haberin fotoğrafı kaldırılmıştır. Sevindirici bir gelişme.
Haber sizin olsun, benim haberim olmasın yeter.
Haber sizin olsun, benim haberim olmasın yeter
Efendim, ben sayısı iki elin parmaklarını az biraz geçen Anadolu İletişim Meslek Liselerinden birinde edebiyat muallimiyim. Okullardaki merasimler, müsamereler, törenler edebiyat muallimlerinin üzerine yıkılmıştır. Geçen 10 Kasım’da bir tören tertip ettik Ata’yı anmak için. Şiirler, konuşmalar, Ata’nın sevdiği şarkılar… Talebelerimize vazifelerini taksim ettik, bir gün evvelinden provasını yaptık. “Sizler iletişim okuyorsunuz, töreni kaydedin, fotoğraflarını çekin” diyerekten birkaç öğrencimizi görevlendirdik. Meslek dersi öğretmenleri, tutuşturdular ellerine kameraları, fotoğraf makinelerini. Törenin sahnelendiği yerde durduğum için dinleyicileri rahat görebiliyorum. Program başladı, bir öğrencimiz Ata’ya mektup yazmış, onu okuyor, dinleyen bir öğrencimiz gözyaşlarını saldı. Bizim muhabir adaylarımız bunu göremediler. Haberi kaçırdılar, aynı akşam TV’de Ata için ağlayan asker defalarca gösterilmişti. Derken kalabalık içinde bir hareketlenme. Sabahın köründe oraya diktiğimiz öğrencilerden biri bayılıyor. Kafalar olay mahalline çevriliyor, uzak olduğum için müdahale edemem. İki öğretmen arkadaşımız hemen yetişiyor. Konuşma yapan öğrenciyi durduruyorum, ortam durulsun öyle devam eder. Bizim muhabir adayları şaşkın, diğerleri gibi bakıyorlar sadece, en yakındaki fotoğraf makineliye işaret ediyorum, anlamıyor ne demek istediğimi. “Ne duruyorsun, haber orada! “ diyorum.
Anladığım kadarıyla Yonja benzeri bir arkadaşlık sitesi oluyor. Sadece Google'yi kara kara düşündürdüğü için ilgimi çekmişti. Benim gibi tembeller için kısaca Facebook ve zıttı Hatebook. Sienentürk haberi:
Yerli versiyonları düşünülemez mi bunların? Hımm, kontrol edelim: Feysbook.com, feyzbook.com, feysbuk, feyzbuk... çoktan alınmış domainler:)