19 Eylül 2007

Ucuzu, iyisi, kullanışlısı derken resimlerini gördüğünüz iki ürünü beğendik ve almaya karar verdik. İnternetten alışveriş fobim yoktur, defalarca alışveriş yaptım internetten, mağaza mağaza dolaşmaktansa alışveriş sitelerini gezmeyi tercih ediyorum.

İlk defa mobilya almaya karar verdim internetten. Koçtaş markası ve Kangurum güvencesi olunca mobilya almakta bir beis görmedim. Ürünü seçtik, siparişi tamamladık. Buraya kadar herşey güzel. Sıra ödemeye geldi. Sayfadan teslimat tarihini seçemiyorum. Açılır menü çalışmıyor. Gel de sinirlenme. Kangurum'un online müşteri hizmetleri yok. Olsa oraya danışacağım. Sayfadaki iletişim formunu kullanarak durumu kendilerine bildirdim. Aklıma siteye bir de İnternet Explorer ile bakmak geldi. Evet, sorun halloldu. Türkiye'nin büyük alışveriş sitesi Kangurum.com Firefox ile anlaşamıyor.
Alışveriş sitelerimizin kullandığı dil bana çok yabancı geliyor:
"Fiyat göre artan" ne anlama geliyor? Ucuzdan pahalıya demek daha açık ve anlaşılır değil mi?Etiketler: Alışveriş, alışveriş siteleri, avare, internet Türkçesi, mobilya

|
E-postayla Gönder! |
31 Ağustos 2007
Bir blogcunun
hakkında sayfasındaki şu cümleler internetin dünyadan ayrı bir yer olduğunu göstermiyor mu sizce de?
- ASlına bakarsanız her zaman söylerim yeni bir forumda aktif olmak geleceğe bir yatırımdır.
- Artık bir moderatördüm.
- Bı sırada forumda ve irc de git gide yüksleiyordum. En sonunda admin oldum. Bu bir çok kişi için doruk noktasıdır ama bu erken yükseliş beni kesemedi.

- Toplam 6 adet sitede yöneticilik yaptım. Tam yetki ile. Bir çok sitenin kurulumuna da katkım oldu.
- İlk domainimi bu aralar almayı düşünüyorum.
- Kısacası web hayatım bu kadar.
- Yaptığım bir çok üst düzey yöneticilik falan hepsi yalan oldu
Etiketler: avare, blog, blog yazma, blogcu, blogcu kimdir, internet, internet Türkçesi, sağlık

|
E-postayla Gönder! |
27 Ağustos 2007
Daha önce ülkemizdeki
internet kullanımı ve Google üzerinde durmuştuk. Google'de kendine yer bulamayan siteyi internette yok sayabiliriz. Çün Google internetin tanrısı gibi.

İmdi siz site hazırlarsınız, Google'de hazırladığınız siteye uğrar ve sitenizi arşivler. İnternet kullanıcıları bir kelimeyi veya kelimeleri arattığında sitenizi onlara gösterir. Buraya kadar olanlar malumu ilam yani herkesçe biliniyor.
Benim dikkati çekmek istediğim konu diller ve Google.
Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler.Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.Etiketler: AdSense, avare, dil, Google, Google indexlemesi, İnternet dili, internet Türkçesi, internetten para kazan, internetten para kazanmak

|
E-postayla Gönder! |
16 Ağustos 2007

İnternette bir kural vardır: "İlk gelen alır"
Bir zamanlar domainler (internet adresi veya alan adı diye çevirebiliriz) büyük paralara satılıyordu. Artık, şirketler, futbolcular, mankenler, türkücüler, arabeskçiler, dönmeler,
delikanlılar nette yerlerini aldıkları için domain pazarı eskisi gibi hareketli değil.Kaynak gösterilirek dahi olsa yazıların bu şekilde çoğalması internetin çöplük haline gelmesine yol açıyor.
Eskiden, çok değil 5-6 sene evvel, daha Google interneti bu kadar ele geçirmemişken, internete bağlanmak için modem sesi duyarken, çoluk çocuk cahil cühela internete yunuslama dalmamışken, tarayıcılarda Google'nin arama çubuğu yerine adres satırı kullanılırken domainler önemliydi. Com, net, org nisbeten anlamına uygun kullanılırdı. Edu, gov, mil uzantılarını kimin kullanıdığını internete girenler bilirdi. Neyse lafı uzatmayalım. O zamanlarda kendimize göre siteler yapardık. Kimi zaman Frontpage ile kimi zaman Notepad ile. Değişen çok şey oldu zaman içinde ama değişmeyen ve değişmeyecek olan birşey var: Sitelerin ziyaretçiye olan ihtiyacı. O zamanlar da sayaç kullanırdık sitelerimizde. Arama motorlarından www.xxxx.com yazarak sitemize gelenler olmazdı.
Daha önceki bir yazımızda blog ziyaretçileri üzerinde durmuştuk. Net Günlüğü'nün sayacına baktığımda ziyaretçilerin % 90'ın Google üzerinden geldiğini görüyorum. Gelenler aradıklarını bulabiliyorlar mı o ayrı bir mesele ve ayrı bir yazı konusu. Google'nin ziyaretçi göndermesinin sebepleri malum. Blogger'ın Google tarafından torpilli olması, SEO ve gündemi takip etmem. Şayet Net Günlüğü, eski bir site olsa idi, Page Rank değeri 4 veya 5 olsa idi ziyaretçi sayısı iki katına çıkardı. Çünkü Google, PR değeri yüksek sitelere arama sonuçlarında öncelik veriyor. Bir sitenin PR değeri yüksekse ve sık güncelleniryorsa o siteye daha sık uğruyor Google ve orayı sık indeksliyor. Google'nin Net Günlüğü'ne bazen birkaç gün bir uğramadığı da oluyor, her gün uğradığı da oluyor. CNN gibi büyük ve sık güncellenen sitelere her 10 dakikada bir uğrar. Yani Google'ye yazıyı ilk indeksleten kazanır.
Türk blogcular arasında yaygın olan ve tasvip etmediğim bir davranış görüyorum: Bir blogda gördüğü yazıyı (beğenmesi şart değil, ziyaretçi getireceğini bilmesi yetiyor) tırnak işareti içinde kendi blogunda kaynak göstererek aynen yayımlamak. Söz konusu yazı ilk önce PR değeri düşük ve Google'nin az uğradığı bir blogda yayımlandı ise Google onu görmeyecek ve yazının alıntılanarak yayımlandığı sayfayı arama sonuçlarında öne çıkaracaktır. Bkz. Seo icat oldu, mertlik bozuldu.
Kaynak gösterilirek dahi olsa yazıların bu şekilde çoğalması internetin çöplük haline gelmesine yol açıyor. "Falancanın sitesinde gördüğüm bir yazıyı buraya alıntılıyorum" demek yerine o yazıya birşeyler katarak, karşı çıktığı katıldığı yönleri yazarak yazıyı işaret etmek daha erdemli bir davranış olacaktır. Çünkü o yazı bir ay önce matbu yayımlanan, arasan da bulunamayacak bir gazetede değil, bir kelimede milyonlarca sonucun sıralandığı Google'den yola çıkılarak ulaşılabilecek bir yerdedir, kısacası bir tık uzaktadır.
Bilmem işi gücü blog olanlar, renkli blogcularımız, beyn'ini özetini bloga akıtanlar, fikir bozanlar, acemiler bu konuda ne düşünürler?Etiketler: ah, avare, blog, blog hazırlama, blogcu, Google indexlemesi, Google üst sıra, Google'de yükselmek, internet, internet reklamcılığı, internet Türkçesi

|
E-postayla Gönder! |
28 Haziran 2007
Senelerdir okuduğumuz; bayilerde, bakkallarda gördüğümüz, üzerinde yemek yediğimiz gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazıyoruz.
Google aramalarında en çok artış gösteren kelimeler üzerinde durmaya devam
ediyoruz. "ronaldinho resimleri" Mayıs 2007'de 15.
sırada.
Futbola ve futbolculara karşı
olan merakın üzerinde duracak değilim. Onu sosyologlarımız yapsın. Güzel gülümseyen, yakışıklı zenci topcunun kadınlar tarafından mı erkekler tarafından mı arandığını da düşünmüyor ve merak etmiyorum. Serdar Turgut merak etmiştir nasıl olsa, o yazsın:D
Benim garipsediğim, memleket insanının senelerdir okuduğu; bayilerde, bakkallarda gördüğü, üzerinde yemek yediği gazetenin ismini yanlış yazıp ecnebi bir futbolcunun ismini doğru yazmasıdır.
Ronaldinyon, ronaldenyo, Ronal denyo, ronaldinio yazmıyor da hangi dilden olduğunu bilmediğim bir kelimeyi doğru yazıyor.
Ne efsunkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten
diyen şairin, Sedat Simavi'nin kemikleri sızlıyordur mezarda.
Sen senelerdir gazetecilik yapmak yerine cıbıldak kadın resimleri yayımlarsan vatandaş senin gazetenin ismini okumayacak, resimlerine bakacaktır.
Etiketler: avare, dil, eğitim, Google, internet, internet Türkçesi, ronaldinyo resimleri, ronaldinyo videoları

|
E-postayla Gönder! |
internet, SEO, arama motoru, reklam, para, ahlak...
Google ve internet üzerine yazmaya devam ediyoruz. Daha
önce kaleme aldığım iki yazıda Google aramalarında artış gösteren kelimeler üzerinde durmuş ve
bunların suistimal edilebileceğini söylemiştim. Canlı bir örneği ile karşı karşıyayız.
Sağolsun Google bu siteye uğruyor ve güncelliyor. Uğrama sıklığı fazla değil. Sebebi malum, yeni bir blog ve sıfır PR. Daha dün Google'de "hürrüyet" diye arattığınızda bu blog ilk sayfada çıkıyordu. Bugün (28 Haziran 2007) baktığınızda ise köklü sitelerimizden hafif.org ilk sayfada 3. sırada yer alıyor. Çok yakında birinci sırayı kapacaktır. Hafif.org'ye 26 Haziran 2007 eklenen yazıların birinde -hürriyet ödülli bilgi yarışması, başlığını taşıyor. Ya acele ile yazıldı ya da "ödülli" kelimesi tapulanmak isteniyor- hürrüyet ve hürrüyet gaste oku etiketleri kullanılmış.
Hafif'teki yazıyı kaleme alan nihilanth nikli yazarı böyle yaptı diye suçlayamayız. Nihayetinde Hafif, yazarlarına para ödeyen bir site.
İnternet âleminde hiçbir kelimenin kimsenin malı olmadığı biliyorum. Hürrüyet'i hafif'e kaptırdığım için bu yazıyı kaleme almış da değilim. Sadece SEO, arama motoru denen kavramlar üzerinde durmak, internetin nereye gidebileceğine dikkat çekmek istiyorum.
Bu hamur daha çok su götürür. Baksanıza hangi konular bekliyor bizi: internet, SEO, arama motoru, reklam, para, ahlak...
Ekler:
Hafif.org'de Hürrüyet
Google'de HürrüyetEtiketler: avare, Google, Google indexlemesi, Google üst sıra, Google'de yükselmek, internet, internet reklamcılığı, internet Türkçesi

|
E-postayla Gönder! |
24 Haziran 2007
Kullandığım programları tanıtmaya devam ediyorum.
Yazım Kılavuzu,
Siberya tarafından hazırlanmış ve bedava dağıtılıyor.
Bu sayfadan indirebilirsiniz.

Programın tek kusuru bence içerisinde AdSense reklamlarının olması. Bildiğim kadarıyla bir program içine AdSense kodlarını yerleştirmek yasaktır. Programı hazırlayanların AdSense ile özel bir anlaşma yapmış olmalarını umuyorum. Yoksa kurallara
uymamaktan doları AdSense hesapları kapatılır. Ayrıca, Türkçe reklam çıktığına rastlamadım. Hem biçimsiz duruyor program içinde. Hem internet bağlantısı olmayan bilgisayarlarda o kısım boş görünüyor. Programı hazırlayanlar AdSense reklamı koymak daha küçük boyutlarda kendi sitelerinin reklamlarını yapsalar daha çok kazanırlar bence.
Hazır söz imladan açılmışken TDK'ya da birkaç laf etmeden olmaz. Biliyorsunuz harf inkılabı 1928'de yapıldı. Aradan geçen 79 yıllık zaman diliminde 10 tane imla (yazım) kılavuzu çıkarıldı. Yani 95-100 yaşlarındaki birisi (Fazıl Hüsnü Dağlarca mesala) işi gücü bırakıp imla kılavuzunu mu takip edecek? Bir dilin imlası ile bu kadar oynanması çok yanlış kanaatimce. Bizim kültürümüz "galat-ı meşhur"u bilir.
Size çok basit bir örnek vereceğim: Yazım Kılavuzu'nun son baskısı 2005 yılında yapıldı. Yine aynı sayfadan öğrendiğimize göre bundan evvelki kılavuz 2000 yılında yayımlanmış. 5 yılda bir dilin imlası değiştiriliyor. Kütüphanelerinizde 2000 yılında ya da daha önceki yıllarda yayımlanan İmla Kılavuz'larına bakın bakalım. Kapakta İmla Kılavuzu mu yazıyor yoksa İmlâ Kılavuzu mu? Bulamayanlar eski kılavuza göre hazırlanan şu sayfalara bakabilirler. Üstelik bu sayfalar "imla kılavuzu" diye aratıldığında Google'de birinci sırada çıkıyor. Ah Türkçem vah Türkçem. Kimlerin eline kaldın böyle! Birde son baskıya bakın buradan. Basit bir uzatma işareti (şapka) meselesini bile halledememiş bir kurum var karşımızda. Bunu bile halledemeyen bir kurumunn internet sözüne "genel ağ" karşılığını önermesi beni şaşırtmıyor.
Benzeri bir kargaşa reklam kelimesinde de var. TDK'ya bakarsanız reklâm diye yazılması gerekiyor. Peki TRT dahil hangi televizyon kanalı reklâm diye yazıyor?
Yazarken konuşulurken ufak tefek hataları yapılması doğaldır. Hele hele Türkçe gibi bir dil ile konuşurken, hızlı yazarkan (blog yazmayı kastediyorum) hata yapmamak imkansızdır. Ben bunu trafik kurallarında benzetiyorum. Kurallara ne kadar uyulsa da kazanın kaçınılmaz olduğu zamanlar olabilir. Dil üzerinde duran, yazdığına azami dikkat eden blogcularımızın olması sevindirici.
TDK'ya rağmen Türkçe yaşayacak:)Etiketler: avare, blogcu, dil, dil bilinci, imla kılavuzu, internet Türkçesi, program, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
Buradan öğrendiğime göre
Zurna.com'un sahibi Amerika'da imiş. Amerika'da biraz fazla kalmanın neticelerini görüyorsunuz. Size sadece "bir günlük" "websayfası" veriyor. Virgülden sonra "ve" kullanıyor. Ya da şöyle diyelim "ve"den önce virgül kullanılmaması gerektiğini bilmiyor. Cümledeki ve'lerden biri fazla.
Resmi silerler veya değiştirirler diyerekten bir de Blogger'a ekliyorum.

Etiketler: avare, dil, internet Türkçesi, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
23 Haziran 2007
Blog mu diyelim günlük mü diye tartışaduralım, vatandaş bildiğini okuyor. Türkiye'nin en büyük gazetesinin adının yanlış yazılmış hali Mayıs 2007'de
Google en çok aranan kelimeler arasında 9. sırada.
Meseleye birkaç açıdan
bakmak lazım:
Etiketler: avare, dil, Google, Hürrüyet gastesi, internet, internet reklamcılığı, internet Türkçesi, Türkçe

|
E-postayla Gönder! |
20 Haziran 2007
Birkaç gündür blog mu günlük mü tartışmalarını takip ediyorum. Hatta
bazılarına katıldım tartışmaların. Oradaki avare ben oluyorum efendim. Bu sayfaların adı (adresinin bir kısmı) Net Günlüğü iken blog kelimesinin kullanılmasını savundum ve bu hiç kimsenin
dikkatini çekmedi.
İnternet zaman içinde kendine ait bir dili kendiliğinden oluşturacak ve bu dil sadece internette kullanılacak.
Tartışmaya biryerinden katılmalıydım çünkü backlink almam gerekiyor. -Burada hemen önceki tartışmaya dönelim kısaca. Backlink kelimesini kullandım kasıtlı olarak ama yanına almak kelimesini ekledim yani Türkçe bir kullanım oldu. Geri bağlantı, ya da geri köprü tamlamalarını tercih etmedim, çünkü anlaşılmayabilirdi neyi kastettiğim. Yaygın olan kullanım backlink olduğu için bunu tercih ettim. - Münazara ve polemiği sevdiğim için günlük kelimesine karşı çıkıp blog kelimesinin kullanımını savunuyor değilim. Tartışmaya katılmamın esas sebebi siteyi duyurmak ve Google'ye varlığımı göstermekti. Zaman içinde Page Rank alırsam site aramalarda üste çıkacak.
Türk blogcular içinde en faal olan wolkanca'dır sanırım. Şu sayfada Volkan için şunlar yazılmış: "İşte gördüğünüz gibi amiyane tabir ile Google’a oynayan bir blogger. Ama öbür taraftan da makyavelist bir mantıkla bir çok internet kullanıcısını kendisinden haberdar ediyor. Etikliği her zaman tartışılabilir, lakin tekrar etmekte fayda var: wolkanca’nın blogu çok başarılı bir SEO çalışmasıdır. Bu yönden tebriği hak ediyor."
Volkan'ın yaptıklarında etik açıdan bir mahsur görmüyorum ben. Maksadı siteye ziyaretçi çekmek ve para kazanmak.
Ticaretin ve para kazanmanın en temel şartlarındandır etkileyici bir dil kullanmak. Bir bakkal olsanız da otomobil tamircisi olsanız da muhataplarınızla dil ile anlaşırsınız. İnternette dili kullanırken öncelikle bir bilgisayar programını, (Gogıl, Emesen, yaho) düşünemeyen, hissedemeyen bir mankurtu ikna edeceksiniz.
Başta wolkanca olmak üzere, diğer blogculara şunu sormak lazım: Yazılarınızı kaleme alırken önce Google'yi mi düşünüyorsunuz? Yani Google ile nasıl anlaşabileceğinizi yani onu nasıl kandırabileceğinizi hesaba katıyor musunuz? Eğer bu sorunun cevabı evet ise dil için tehlike orada başlıyor. Bir program için kaleme alıyorsunuz metni, dili o makine için kullanıyorsunuz. Yoksa blog, backlink, online kelimelerini kullanmakla Türkçe'ye, İngilizce dışındaki dillere birşey olmaz.

Sadece Türkçe değil bence tüm diller tehdit altında. İnternet hayatımıza öyle bir girdi ki herşeyimize tesir etti. Ve interneti arama motoru denilen bilgisayar programları yönetiyor. Google, MSN, Yahoo olmadan bugünkü internet olur muydu? Ve internette ben varım demek için Google'de görünmeniz lazım değil mi? İnternetten alışveriş yapıyor, internetten para kazanıyor, internette tanışıyor, internette eğleniyor, sohbet ediyoruz. Hayatımıza bu denli girdi ve çıkacağa benzemiyor. Daha da girecek evlerimize, köylerimize, beyinlerimize.
Belki de bu kadar karamsar olmaya gerek yok. İnternet zaman içinde kendine ait bir dili kendiliğinden oluşturacak ve bu dil sadece internette kullanılacak. Türkçe'ye sahip çıkmak isteyenler siz Refik Halit Karay'ı, Tanpınar'ı, Yahya Kemal'i okuyun. Okuyup rahatça anlayabilin onları. Metinlerinizi onlar gibi kaleme alın.
Yukarıda otomobil tamircisi kelimelerini kalın yazdım. Niye mi? Bu sayfadaki 9. maddeye bakın.:)
Etiketler: avare, dil, dil bilinci, İnternet dili, internet Türkçesi, mankurt

|
E-postayla Gönder! |