Son zamanlarda meşhur blogcular, blogdan para kazanma üzerinde kafa yormaya başladılar. Mesele enine boyuna tartışılıyor, yeni görüşler ortaya atılıyor. Çıkış yolları aranıyor. Çıkış yolları dediğimize göre ortada bir girdap var: Blogcularımız para kazanamıyor. Önce konu üzerinde duran yazılardan seçtiklerimizi listeyelim, sonra kendi görüşlerimizi söyleriz.
Sokak şarkıcılarının olmadığı ülkemde blogcu nasıl bağış ister?
Blogcularımızın genel şikayeti bu. Tabii ki az verecek, az kazandıracak. Gogıl, blogcular para kazansın diye kurmadı ki AdSense'yi... Reklâmverenler, blogcular geçinsin diye Adwords'e para akıtmıyor. AdSense ile blogdan kazanılan paraya para demek için günlük en az 30 bin kişinin uğradığı bir blog olması gerekiyor. Net Günlüğü'nün bir aylık ziyaretçi sayısı yenice o rakamlara ulaştı. Hal böyle iken kazandığı para limitsiz ADSL ücretini ödemeye ancak yetiyor. Zamanında AdSense, SEO üzerinde fazla durmuş, abartmıştım. Attığımız taşın ürküttüğümüz kurbağaya değmediğini görünce vaz geçtik. Gelir (!) kaynaklarından kimini eşe dosta dağıttım, kimini sattım, kimini ise kendi haline bıraktım. Evet bu bir itiraftır.
Donation (Bağış) sistemi
Ecnebilerin bloglarında "Bana kahve ısmarlayın, bira söyleyin." tarzında sözlerle bağış (donation) istenirmiş. Bunun benzeri bizde niçin olmasın deniyor. Olmaz efendim olmaz. Çünkü bizde sokak şarkıcıları da yoktur. Evrupo'ya, Amerika'ya gitmişliğimiz vaki değildir şükür. Belgesellerde ve filmlerde görüyoruz, uzun saçlı erkekler, pejmürde kızlar ellerine viyolensellerini, flütlerini alıp, önlerine gitar kılıflarını, şapkalarını açıyorlar ve şarkı söylüyorlar. Onları dinleyenler de ceplerindeki bozuklukları atıyorlar. Biz de bunun adı nedir? Evet, bildiniz, dilencilik. Bizde âşıklar varmış zamanında saz omuzda diyar diyar gezen. Bir ağanın konağına varır, sanatını gösterir. Ağa onu yedirir içirir, bahşişini verir. Batıda blogcu, sanatını sokakta icra eden şarkıcılar gibidir.
Şirketler niçin reklâm vermiyor?
Reklâmdan amaç ürünün tanıtılması, mümkün olduğu kadar çok kişiye duyurulmasıdır. Satış sonraki aşamadır. İmdi blogcularımız diyor ki belli bir konuya odaklanan bloglar oluşursa reklâmverenler için cazip olacaktır. Katılmıyorum. Selçuk Hoca'nın yazısına yazdığım yorumda belirtmiştim. Orada iktibas edeyim. "Tematik blogların da bir yaraya merhem olacağını düşünmüyorum. Eğitim konulu bir blogunuz olduğunu varsayalım. Öyle blogu günde kaç kişi takip eder? Günlük 5 bin kişi uğrar mı? Hadi 10 bin diyelim. Peki reklamveren 10 bin kişinin uğradığı bir bloga mı reklam verir yoksa 100 bin kişinin uğradığı bir gazete sayfasına, portala, feysbuka mı? Blog, genel olarak ele alırsak internet gazete ve tv arasında bir yerde duruyor. TV’leri düşünelim, sıralı otogaz sistemi üreten firma Kurtlar Vadisi’ne sponsor oluyor, dershane futbol maçına reklam veriyor, Kabak Yelleri dizisine sponsor oluyor. Sokaklardaki, caddelerdeki bilbordları düşünelim. Bilbordlara reklamverenler daha çok mahalleye, semte mi bakıyor yoksa ne kadar çok insan görür diye mi bakıyor? İş bence ziyaretçi sayısında düğümleniyor."
Ekşi Sözlük, Türkiye'de en çok ziyaret edilen sitelerden biridir. İki üç günde bir uğradığımda siteyi tepeden tırnağa reklâma gark olmuş görüyorum. Üstelik oradaki reklamlara tıklanmıyor. Kimi zaman otomobil, kimi zaman meşrubat, sinema reklamları oluyor. Ekşi Sözlük o reklamları tematik olduğu için değil, çok ziyaretçisi olduğu için alıyor. Gazetelere, Mynet, E-kolay gibi portallara bakın, reklâmlar hedef kitleye mi yönelik yoksa kitleye mi? Gözüm siz algıda seçicilik diye birşey duymadınız mı?
Blogcu ne üretiyor, ne satıyor?
Geçenlerde internetten ucuz bir cep telefonu aldım. Kargonun nerede olduğunu internetten takip ettim. Bulunduğum ildeki şubeye geldiğini öğrenince kapıya kadar gelmesini bekleyemedim. Kargocuya gittim. Paketler kamyondan yeni indiriliyordu. Zamanı boşa geçirmeyelim diye Doktor Bey'den öğrendiğimiz taktiklerle kargodaki görevliyi sorguya çektim. 200 bin nüfuslu bu şehirde günde ortalama 30 paket geliyormuş internet firmalarından. Sayabildiğim kadarıyla 5 büyük kargonun şubesi var burada. Günde en az 100 paket geliyor bu şehre internetten. Herbiri en az 50 YTL değerinde olsa varın siz hesap edin gerisini. Bankaların, alışveriş sitelerinin ziyaretçi sayılarına, Alexa değerlerine bakın. Öyle sanıldığı gibi vatandaşımız internet üzerinden kredi kartı ile alışveriş yapmaya, internet bankacılığını kullanmaya çekinmiyor. Bilmem anlatabildim mi?
Senderatakilli.tv adresinden gelen mailde şunlar yazıyordu:
"Selam
İste iki gunde milyonlaca kisinin izledigi video mutlaka izle cok komik..."
Belirtilen sayfaya gittiğimde ortada bir komiklik olmadığını dahası akilli tv'nin spam yapmak gibi akılsız işler yaptığını gördük.
Gönderilen e-posta akıllıtv'nin bilgisi dışındadır, bir tuzaktır diyeceğim fakat videonun altına yazılan onlarca yoruma bakınca bu teori de çürüyor. Hafızamı yokluyorum, evet, üye olmuştum akıllı tv'ye. Maili kaptırmışız vesselam, spamcı diye ihbar ediyoruz kendilerini. Bizde niye bir youtube, feysbuk çıkmadığını araştıranlara bir delil daha çıkmış oluyor.
Video hakkında herhangi birşey yazmayacağım. Yazılması gerekenler yorumlarda zaten belirtilmiş.
Kızlar nerede diye sormuştuk. Sahildelermiş. Aks parfümü sıkan bir erkeğe doğru koşuyorlarmış. Videolarını daha bi dikkatli seyrettim. Kızları seçerken epey özenmişler. Hepsi ince belli. Ama bu bir kusur. Bizim kültürümüze hitap etmiyor. Şöyle kucak erişmeyen kızlar da olmalıydı. Esmer, siyah saçlı, dehşet bakışlı, kırmızı bikinili kız var ya... Onun memeleri sarkmış biraz. www.kizlarnerede.com sitesi kampanyanın ikinci ayağı olan siteye, axsetkisi.com'a yönlendirilmiş. Üstelik sitenin hazır olmadığını yazmışlar. Madem hazır değil ne diye açıyorsunuz. Burada reklâmın eleştirisi var. Benden bu kadar, kızların peşini bırakacağım artık, nerede olurlarsa olsunlar, artık ilgilendirmiyor beni.
İnternet hızının kaplumbağayı geçmesi reklâmcıları harekete geçirdi. Ürünlerini tanıtmak için TV'nin yanında internetin verdiği imkanlardan da faydalanıyorlar. Bol videolu, animasyonlu kampanya sitelerine daha çok rastlayacağız.
www.Kızlarnerede.com
Bunlardan biri de www.kızlarnerde.com. Sitenin renkleri bana Coca Cola'yı tenai ettirdi. Kollarını iki yana açmış, kalçasını yana devirmiş kadın silüetini ben bi yerden hatırlıyorum ama çıkaramadım. -Baba ben okulu bıraktım, dansöz olacağım, diyen kızlarla bir alakası olabilir mi? Vatandaşla röportaj yapılıyor, kadıncağız bikisini alıp gitti diyor. Allah allah, güzellik yarışması mı ki... Videolardan birinde bikinili kızlar sağa sola koşuyorlardı. Sanki ağacın arkasında T. Coşkun abimiz varmış gibi. Her neyse işte kızlarnerde.com burda.
Resimde gördüğünüz 132 bin dolarlık Gogıl çeki ile poz veren adam shoemoney.com'un sahibi. Bu parayı kazanmak kolay olmamış. Aşağıdaki fotoğrafta görüleceği üzre adamcağız erimiş. Üç sene içinde biraz kıllanmış mı yoksa beden hacimce daraldığı için bana mı öyle geliyor.
Webiket'i reklâm alanlarını paylaşması üzerine yazdığımız yazıya Umut Muhaddisoğlu'nun cevap verme nezaketi göstermesi hoşumuza gitti. Kendilerine, Webiket'i takip edeceğimizi söylemiştik. Sayın Muhaddisoğlu'nun Webiket hakkında söylediklerinden aklımıza takılan soruların cevabını bulduk. Fakat sosyal imleme siteleri hakkındaki görüşlerine katılamayacağımızı söylemeliyim. Gördüğüm kadarıyla Türkçe sosyal imleme sitelerinde bir danışıklı tıklaşma var. Yazılara oy verenlere bakılırsa ne demek istediğim görülecektir.
Bloguna yazı ekleyen yazarımız hemen akabinde sosyal imleme sitelerine kaydediyor. Bu kişilere ben de dahilim. Gönül ister ki bunu kendimiz yapmayalım, siteyi ziyaret edip içeriği beğenenler yapsın. Şimdilik böyle bir şeye şahit olmadım. O yüzden uzun süredir sitede duranEklebunu düğmesini kaldırmıştım. Bu sayfaların ziyaretçilerinin %90'ı hâlâ arama motorları -başta Gogıl- üzerinden geliyor. Sosyal imleme sitelerinin trafiğe katkısı yok denecek kadar az.
Şaka yollu bir sitemde bulunayım Webiket ekibine; Webiket'i tebrik ediyoruz fakat... başlıklı yazımız bugün itibariyle Webiket'te sadece 4 (yazıyla dört) oy almış. Bunlardan biri benim oyum. Yahu Webiket ekibi sitelerine eklenen yazıları oylamıyor mu?
Webiket'e AdSense numaramı eklemiştim ve bekliyordum reklâmların gösterilmesini. AdSense hesabıma baktığımda bugün 7 gösterim yapıldığını gördüm. Hımmm, sistem çalışıyor...
Webiket'te gördüğüm bir kusuru daha dile getireyim: Arama kutusu daha belirginleştirilebilir, dikkat çekici olabilir. Bir de betik arama işini tam yapamıyor galiba.
İş Bankası'nın 10 kasımdan önce yayıma soktuğu Atatürklü reklâmın bence tek başarısı makyajıdır. Reklâmı ilk seyrettiğimde beğenmemiştim. Sonra defalarca seyrettim, kanaatim değişmedi. Çocuğun "Senin eline diken batar mı? Sen Atatürk değil misin?" sözleri Atatürk'ü bir insan olarak göstermesi açısından güzeldi. Fakat oradaki Atatürk imajı hiç mi hiç hoş değildir.
Bir kere "Bugünün küçükleri yarının büyükleridir" diyen bir lider, çocuğu ciddiye alır. Ona "Çocuk!" diye hitap etmez. Hadi diyelim bu o dönemin bir özelliğidir. Peki konuşurken muhatabına, yani çocuğa bakmamasına ne diyeceksiniz? Ata'nın karşısındakini ikna etme gücü çok yüksektir, bakışları etkileyicidir. Bunu onunla karşılaşanlar anlatıyor. Bununla ilgili olarak İzmir suikastçılarının ve Said Nursi'nin beyanları vardır. Merak edenler araştırabilirler. Çocukla konuşurken başını bile çevirmiyor, ya göz ucuyla bakıyor ya da uzaklara bakıyor, oysa çocuğa gövdesi ile dönmeliydi.
Atatürk'ü canlandıralım derken, Polat Alemdar gibi kasım kasılan bir tip çıkartmışlar ortaya
Çocuğa verilen nasihat çok uzundu. Bir de dikenin battığı parmak çok görünüyor, sanki çocuğu azarlar gibi.
Gelelim reklâmın sonuna yani hiç mi hiç beğenmediğim kısmına: Atatürk çocuğa "Anladın mı?" diye soruyor. Dünyanın tek başöğretmen olan lideri bir çocuğa böyle sormaz. Açın bakın nutkunu, meclis tutanaklarına, sözlerine bakın, hiçbir yerde "Anladınız mı, anladınız mı efendiler!" dememiştir.
Bu reklâmdan sonra "Atatürk gibi adam" sözünün hiç iyi çağrışımları olmayacaktır. Haluk Bilginer, Atatürk'ü canlandırayım derken, Polat Alemdar gibi kasım kasım kasılan bir tip çıkmış ortaya.
Kevın Kostner'a Atatürk rolü düşünüledursun İş Bankası'nın reklâmında Haluk Bilginer Atatürk'ü oynadı. Makyaj şahane, ses tonu da uymuş. Haluk Bilginer'in bakışı, ses tonu, duruşu tam da Atatürk gibi adam dedirtiyor.
Atatürk ve Fotoğraf
Bir de dikkatimi çeken birşey var. Çekimler hep profilden yapılmış, cepheden çekilmemiş. Atatürk'ün fotoğraflarını düşünüyorum, profilden çekilenler var hep aklımda. Acaba özel bir tercihi olabilir mi Ata'nın? Atatürk'ün fotoğrafa çok önem verdiğini Attila İlhan'ın bir konuşmasında duymuştum. Acaba bunun üzerine ayrıntılı bir yazı, çalışma var mıdır? İşte o reklam:
AdSense, internet yayımcılarının ve blogcuların esas amacı haline geldi. Forumlarda, bloglarda AdSense'den başka birşey konuşulmuyor. AdSense patlaması yaşanıyor nette. İşin garibi, AdSense kurallarını bile okumadan bu işe kalkışanlar var. Ol sebepten konuya son kez değiniyorum. Bu benim son AdSense yazım olacaktır. Adsense kazancınız şunlara göre değişir: Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.
Edebe aykırı, ahlaka mugayir olmamak kaydıyla hemen her konuda yazabilir, her sitenin veya ürünün reklâmını yapabilirsiniz. Yazarların yazılarının yer aldığı sayfalarda kendi reklamlarını yayımlamayı düşünüyoruz. Bunun için araştırmalarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. İlgilenenler bu yazıya yorum yazarak başvuruda bulunabilirler. Başvurular gizli tutulacaktır.
Damacana.org'ye cevaben: Eğer yapabiliyorsan İngilizce bir blog derim. Biraz sabredersen ve blogu hergün güncellersen Gogıl ziyaretçi gönderiyor. Öyle İngilizce makale yazacağım falan diye uğraşmana da gerek yok. Mesela, Türk tatlıları resim sergisi olabilir, kadın fotoğrafları(flikir sağolsun) olabilir. Ne bileyim köpek ırkları, vahşi hayvan resimleri...
Eğer Türkçe bir site diyorsan hedef kitlen kadınlar olsun derim. Çünkü onlar reklamlara daha çok tıklıyorlar. (Tecrübe ile sabittir) Bir de etkileşim sağlarsan, bir de firmalardan ufak tefek numune, hediye sağlayabilirsen kadınların uğrak yeri olan bir siteye sahip olursun. Etkileşimden kastım yorum, fikir alışverişidir. Bakın tartışma demiyorum, çün kadınlarla tartışmaya girilmez:) Sektör olarak, bebek bakım, güzellik, makyaj, giyim, moda... olabilir. Başarılar...
Aileniz için bir site yapmayı düşündünüz mü? Dede, nine, anne, baba, çoluk çocuk, akrabalar, eş dost... hepsinin yer aldığı bir site. Fotoğraflar, hatıralar, düğün, sünnet videoları... Güzel olurdu. Peki böyle bir siteye kimler uğrardı? İlk evvela o sitede ismi geçenler değil mi? Sonra onların tanıdıkları, onları tanımak isteyenler... Yolu düşenler... Peki böyle bir siteyi duyurmak için internette reklâm verir miydiniz?
Uzaktaki, yakındaki, eski yeni dostlarınızla haberleşmek için AdWords'u kullanabilirsiniz.
Google'nin AdWords reklam ağında belli kelimeleri hedefler miydiniz? Cevapları duyuyorum. Ama yapanlar var. Resimde de görüleceği üzre Erdoğan'dan ve zevcesinden bahsediyorum. Erdoganhaticeyildiz.com'a ziyaretçi çekmeye çalışıyorlar. Peki ama niye? Siteyi kurma sebeplerini şöyle açıklamışlar. "bizde bu siteyi uzakta,yakında kısaca arkadaşlarımıza daha yakın olabilmek için kurduk umarım sıkılmamışsınızdır." (İmla hataları bana ait değildir.) Uzaktaki, yakındaki, eski yeni dostlarınızla haberleşmek için AdWords'u kullanabilirsiniz. Bu orijinal fikrinden dolayı Google bunlara iş bile teklif edebilir.
Gördüğüm kadarıyla "Erdoğan" ve "Hatice" kelimelerini hedeflemişler.
Muhtemelen bu yazıyı okuyanlar, evli ve çocuk düşünmeyen çiftimiz eğer vazgeçmezse , o reklamı görecekler yazının başında. Sitelerine özellikle link vermedim. Reklâm amacına ulaşsın. Bu yazının yazıldığı saatlerde sitelerine -şayet sayaç doğru ise- henüz 38 kişi uğramış. Umarım bu masumca bir girişimdir.
lk yerli spor otomobilimiz hakkında yeni yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Meğer isimlerindeki harfler sadece Etox'un resmi internet sitesinde duyurulduğu şekilde değilmiş. Mesela T harfi tasarımcılardan Tarkan Ustael'i temsil ediyormuş aynı zamanda. X harfi de globalleşmenin gereği imiş. Vatandaşımız İran arabası, Çin arabaları beklerken yerli vurgusu yaparak globalleşmek...Üzerinde düşünülmeli bunun. Hatta buradan yeni bir fikir akımı bile çıkarılabilir. Evrensellik, yerellik tartışmalarının yerini globallik yerlilik alacağa benziyor.
Etox bir reklamcılık faciasıdır
Otomobilden anlamam, üretim aşamalarını bilmem. Hatta 93 model Doğanımın gazı bitse ne olduğunu anlamam, hemen tamirci çağırırım. O kadar cahiliyim otomobil dünyasının. Ertex'in Etox adıyla ürettiği otomobiline lafımız yok. Ne şekline şemaline ne teknik donamına ne de fiyatına ve pazarlama yöntemine birşeyler demedik. Diyemeyiz, üzerinde kafa yorduğumuz, bilgi sahibi olduğumuz alanlar değil onlar. Biz sadece malın, onca emeğin sunumunu eleştiriyoruz. İnsan o kadar emek verir, senelerce uğraşır ortaya bir ürün çıkarır ve bunu ancak bu kadar kötü sunabilir. Hiç mi reklam filmi seyretmediniz, yazdığınız kompozisyonlara hiç mi eleştiri getirmedi lisedeki edebiyat öğretmeniniz? Hadi bunları geçtik, çevrenizde hiç mi reklamcı, grafiker yoktu? Söyler misiniz şu logo neye benziyor? Bakar bakmaz Uzakdoğu çağrışımı yapmıyor mu sizde? Japon, Çin alfabesinden alınmış bir harf gibi durmuyor mu ortadaki o simge? Hangi esnaf, hangi mahalle bakkalı müşterisine şu cümlelerle seslenir? Bakar mısınız ifadeye: "Başvurular arasından seçim yapılacak ve sipariş alınacaktır." Acaba bu bir tehdit mi? "Paran yoksa, bıyıkların gür değilse sakın ha başvurma!" mı demek istiyorlar? "Kardeşim alıcıysan gel kapımıza mı?" diyorlar. Hadi öyle yapılsa bile bu oraya yazılır mı? Kısacası Etox bir reklamcılık faciasıdır. Jet Fadıl bile İmza'yı daha güzel duyurmuştu. Hayırlı uğurlu olsun memlekete!
oyota'nın, "Otomobil dünyasının altın çocuğu" olarak duyurduğu Auris için hazırladığı reklamın müziği için sitemize gelenler olmuş. Onları eli boş göndermek bize yakışmazdı. Araştırmalarımız neticesinde Auris reklamında kullanılan müziğin Muse'nin Take A Bow adlı şarkısı olabileceğini tespit ettik. Auris reklamındaki şarkının farklı bir yorumu olabilir. Çünkü reklamdaki tınılar ile aşağıda seyredeceğiniz klipteki tınılar arasında biraz fark var. Şarkının 2:32'den sonraki bölümü Auris reklamında kullanılmış.
Daha önce bir yazımızda Süper Teklif'ten kazanan var mı? diye sormuştuk. Cevabını yine kendimiz aradık ve kazanmanın çok ama çok zor olduğunu gördük. Süper Teklif Nedir başlıklı yazıda sistemin zayıf yönlerini, nasıl işlediğini ayrıntılı görebilirsiniz.
Yarım milyon insandan sadece 39 kişi para kazanmış.
Gezdiğim internet sitelerinin neredeyse yarısında Süper Teklif benzeri sistemler tanıtılıp tavsiye ediliyor. Mail oku kazan, ankete katıl kazan, tıkla kazan, gez kazan, ara kazan... vs. Maksat kendisine alt üye kazandırabilmek. İlk sorduğum soru şunlar oluyor hemen. Sen kazandın mı? Ne kadar zamanda ne kadar kazandın? Kazandı isen neyin karşılığında kazandın, ne kadar vakit ayırdın? Şurada yazdığına göre Süper Teklif 06 Nisan 2007'de yayına başlamış. Buradaki haber ise 5 Temmuz 2006 tarihli. Bir yıldan fazla bir geçmişi var Süper Teklif'in. Peki bu kadar zamanda kaç kişi üye olmuş Süper Teklif'e: Burada yazıldığına göre üye sayısı 570.000'i aşmış. Şimdi sıkı durun, kazananlara geçiyoruz. Bu beş yüz yetmiş bini aşkın üyeden sadece 39 kişi para kazanmış. 39 kişi aralarında 38.500 YTL'yi paylaşmış. Kişi başı 1000 YTL'ye yakın para ediyor. Nisan 2007'yi başlangıç kabul edersek 4 ayda 1000 YTL. Fena para değil.
Süper Teklif alt üyelerle çalıştığı için bu 39 kişi kazanmaya devam edecektir. Resimde görüldüğü gibi Cafer Ü adlı şahıs 10 binden fazla kişiyi Süper Teklif'e bulaştırmış. Kendisini tebrik ediyoruz. Bu kadar üyenin içinde 39 kişi kazanmış. Matematiksel ifadelerle konuşacak olursak her 10 bin üyeden biri bile kazanamamış.
Buradan hareketle bazı varsayımlarda bulunalım. Süper Teklif, başlangıçtaki kadar olmasa da üye sayısını arttıracaktır. Ama üyeler kazanamadıkça yani o 39 kişiden biri olmadıkça Süper Teklif'e sırtlarını döneceklerdir. Haliyle reklamveren Süper Teklif'e yanaşmayacaktır. Kısacası Süper Teklif'in sonu yakındır. Süper Teklif ailesi kazandı, olan bizim değerli vaktimize oldu. Laf aramızda biz de üye olduk oraya, hakkında ciddi ciddi araştırmalar yaptık. Değmez efendim değmez...
on günlerde blogun tasarımı, görünümü derken epey vakit kaybettim. Ve radikal kararlar aldım sonrası için.
Blog trafiğini Performancing ve Google Analytics ile izliyordum. Sadece Analytics kullanmaya karar verdim. İki tane scripti yüklemeye lüzum yok. Analytics, yeni sürümü ile hem hızlandı hem de Türkçeleşti. Sayaçları sadece siteye gelen ziyaretçi sayısını öğrenmek için kullanmıyorum. Sayaçlardan elde ettiğim verilere göre sitenin içeriğine ve tasarımına yön veriyorum. Ziyaretçilerin %90'ı Google üzerinden geliyor. Siteden hemen çıkma oranı ortalama %65. Ziyaretçilerin %90'ı İnternet Explorer kullanıyor. %9'u Firefox, geri kalanı Opera ve diğer tarayıcılarla geziyorlar siteyi. %60'ının ekran çözünürlüğü 1024*768. Önceki temalardan biri bu çözünürlükte sorun çıkarıyormuş, sonradan fark ettim ve değiştirdim.
Analytics sitede hangi sayfalara, hangi linklere tıklandığını gösteriyor. Blog Arşivi ve Etiket Bulutu kısımlarının hiç kullanılmadığını gördüm. O yüzden bu sayfa öğelerini blogdan kaldırdım. Daha önce Wordpress'te bulunan takvim özelliğinin Blogger için yapılanı kullanmıştım. Fakat gelen ziyaretçilerden hiç biri o takvimi kullanmadığı için kaldırdım. Bundan sonra blogda şu da olsun, bu da olsun demeden önce ihtiyaç olup olmadığına bakacağım.
Bundan sonra blogda şu da olsun, bu da olsun demeden önce ihtiyaç olup olmadığına bakacağım.
Bir iki günlüğüne FeedBurner kullandım. Çok teferruatlı olduğu için ayarlarını kurcalamayı gözüm kesmedi. Açıkçası bloga katkısının ne olduğunu da tam bilmiyorum. Olmazsa olmaz bir özellik değil diye düşündüm ve FeedBurner'den vazgeçtim.
Hazır temaları kullanmak yerine kendi hazırladığım klasik bir tema kullanacağım. En azından bir süre böyle devam edecek.
Temayı değiştirmemdeki temel neden reklam yerleşimi ve reklamların tıklama oranı. Bu blogu para kazanmak için hazırlamıyorum. O yüzden gelirin azalması pahasına da olsa tasarımla sık sık oynuyorum.
Arama İçin Adsense'yi kullanmıyorum çünkü arama yapanların binde biri reklama tıklıyor :)>
Sitemizin müdavimleri son günlerde tasarım ile fazla oynadığımı fark etmişlerdir. Marifetin iltifat görmesi güzel elbette. Bunu bir de nakde çevirelim dedik. AdSense reklamlarını kastediyorum. Bu yaptığım oynamalar ile elde ettiğim sonuçları,öğrendiklerimi yazacağım. Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.
İnternetteki alışveriş sitelerinin kapısından içeri girdiğimiz dükkanlardan, mağazalardan farkı yoktur benim gözümde. Müşteriye gereken kolaylığı sağlamayan, gerekli bilgileri vermeyen dükkanda durur musunuz? Çok sık olmasa da internetten alışveriş yapıyorum. Geçen yaz teketek.com'dan bilgisayar koltuğu almıştım. Teketek'in iddialı söylemi ve müşteri temsilcilerinin gerek online gerek telefondaki tavırları hoşuma gitmişti. Siteyi sık kullanılanlara eklememe rağmen aklımda kaldı. Yine bir alışveriş yapma ihtiyacı hasıl oldu. Teketek.com'a bakayım dedim. Ne göreyim bir de. Bir alışveriş sitesinde AdSense reklamları var. Şurada, sayfanın ortasına doğru bakın. Evet, evet bilgisayar satan bir firma dükkanında rakiplerinin reklamını yayımlıyor. Anlaşılan o ki satışlardan pek kazanamıyorlar ve AdSense yayımcılığına başlamışlar. Reklamları düzgün yerleştirilmemiş :) Türkiyenin en iyi ve bağımsız blogcusu Wolkanca'nın tavsiyesi üzerine bu siteyi kendi domainim ile yayımlamaya karar verdim. Şimdi ismini bile unuttuğum bir yabancı siteden netgunlugu.com'u almaya niyetlendim. Sitenin dili İngilizce. Eh, alışveriş yapacak kadar İngilizcemiz var lakin vakit darlığından ve sebatsızlıktan başarısız olduk. Domaini alamadık. Hikaye uzun: Sitede ödemeyi kredi kart ile yaptım. Domain alacağım site beni Google Checkout'a yönlendirdi ve parayı oraya ödemiş olduk. Lakin ödemeyi yapmamıza rağmen domaini alamadık. Yekun fazla tutmadığı için üzerinde durmadım. İleride daha geniş zamanlarda uğraşırım, demiştim. Aradan geçen birkaç hafta içinde Google parayı kredi kartıma iade etti. Kur farkından dolayı 0,5 YTL kadar da kar etmiş oldum :) Lakin uyanığın biri netgunlugu.com'u bu arada almış. Hayırlı olsun, güle güle kullansın. Devam edeceğiz.
Bu sefer lafı uzatmadan basitten zora doğru sıralayacağım. Basitten zora doğru az kazançtan çok kazanca doğru demek oluyor. Devamını okumak için Kızılay'a veya Mehmetçik Vakfı'na veya Çocuk Esirgeme Kurumu'na 5 YTL bağış yapmanız gerekiyor. Bağış yapanlar e-posta (Gmail olması gerekiyor) adreslerini bu yazıya yorum yazarak bize bildirirse yazıyı okuyabilirler. Not:E-posta adresleriniz gizli tutulacaktır. Yazıyı okumak için başlığa tıklayın.